Pazartesi, Şubat 21

Beşiktaş - Fenerbahçe ( 2-4 )

Güzel maç oldu mu, olmadı mı ?
Bu sorudan önce yine dillerde hakem var.
Maçtan önce herkesin temennisi "hakem konuşmaz umarım" idi. Fakat hakem konuşuluyor, konuşulmalı..
Ama konuşuluyor.
Hakemin sonuca direk etki ettiği bir gerçek.

Maçın teknik analizini yaparsak Beşiktaş beklenin altında bir performans göstererek başladı maça. Sahada silik bir Beşiktaş vardı. Sahanın her yerinde basan bir Fenerbahçe karşısında teslim bayrağını ilk yarım saatte çekti.
Bu teslim oluş Fenerbahçe'nin geriye yaslanmasına kadar devam etti.

*Ara Not: Geçenlerde Chelsea maçında hakem Chelseali futbolcuya ilk dakika içinde sarı kartı göstermişti/gösterebilmişti. Ne zaman bir derbi maçında hakem ilk dakika içinde sarı kart gösterebilirse o zaman Türk hakemliği ulvi seviyeye ulaşacaktır.
Daha golü atmadan Ekrem'in sarı kart görmesi gerekiyordu. Hatta 15. dakikada da atılması gerekiyordu. Nitekim aynı Ekrem beraberlik golünün sahibi oldu 43. dakikada.

Aykut Kocaman'ın futbolu çirkinleştiren bir huyu var. Karşısındaki takımın kim olduğunun hiç bir önemi yok. Fenerbahçe skor üstünlüğünü yakaladığı an geri yaslanıyor. Rakip takımın oynamasına izin veriyor. Bu sayede rakip takım yenilgi şokundan çabuk kurtuluyor ve Fenerbahçe kalesine yüklenmeye başlıyor. Böyle olunca da gol yemeniz kaçınılmaz oluyor.

Aslında bu bağlamda futbolu boksa benzetebiliriz. Rakibine aparkatı vurduktan sonra köşesine çekilip rakibinin ayılmasını bekleyen bir boksör gördünüz mü ? Fenerbahçe'ye bakın göreceksiniz.

İkinci yarının hemen başında gelen golde frikik kararı bana göre tartışmalı. Elin topa doğru bir hareketi yok. Kolun açık olduğunu kabul edebilirim fakat o mesafeden o el verilmez, verilmemeliydi. Bu bir çarpmadır.

Fenerbahçe kalesinde açık verip gol ararken Beşiktaş'ın Almeida ile yararlanamadığı bir pozisyon var ki o da maçın kırılma anlarından birisi. Zaten Alex de ifade etmiş. O poziyon gol olsaydı Beşiktaş farka gidebilirdi.

Ve ardından gelen kırmızı kart ve penaltı..
Penaltı için bir şey diyemeyeceğim. Çünkü öncesinde Lugano'nun faul yaptığını düşünüyorum. Ama Ferrari'nin hareketi kesinlikle kırmızı karttı. Bu da bir başka kırılma anı oldu.

Daha önce Schuster'in Türkiye Ligini küçümsediğini düşündüğümü söylemiştim. Bu maç da ortaya koydu ki Schuster Fenerbahçe'yi analiz etmemiş. Bir derbi maça bile gerektiği kadar hazırlanmayan bir antrenörün arkasında durulması gerektiğine inanmıyorum. İstikrar da bir derece önemli kalıyor bu pozisyonda. Gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu derece önemli bir kadroyu ancak bu kadar kötü idare edebilirsiniz. Takımda kaldığı her gün daha da bataklığa sürüklenecektir. Tabi bir yandan da öz evlat korkusu hakim. Günlük idarecilere teslim edilecekse takım Schuster'in kalması daha iyi olur.

Sonuç olarak Fenerbahçe 4-2 galip geldi.
Hakem futboldan daha çok konuşuldu.
Schuster ve Aykut kendilerini ispatladılar. İkisi de iyi antrenör ya da iyi taktisyen değiller.
Ya da Schuster iyi olabilir de fazla önemsemiyor ama Aykut kötü.

Aykut Fenerbahçe'nin başına gelirken aklımda Fenerbahçe'nin Alex Ferguson'u olur mu diye düşünceler vardı.
Biraz umudum kırıldı diyebilirim.
Bakalım ilerleyen zamanlar neyi gösterecek.

***

İlkkan'ın biralar biterken yazıya da son vereyim.
Teşekkürler kardeşim..

Pazar, Şubat 20

Düvenciler Lisesi - Marmara Üniversitesi ( 4-0 )

Düvenciler fırtınası esmeye devam ediyor, edecek.
Bu beylik lafları sıralattırıyorlar bize.
Formanın hakkı ne ise sonuna kadar veriyorlar.
Helal olsun hepsine.

Hangisini saysam, hangisini övsem şaşırıyorum. Hepsi birbirinden özenle çıkıyorlar sahaya, hepsi birbirinden çalışkan, hepsi birbirinden profesyonel.

Sportif anlamda başarısız sayılabilecek bir kente unutulmayacak şekilde yazdırıyorlar isimlerini. Altın puntolarla hem de.. Belli bir yaşın üstü bu başarıları özlemiştir. Benim yaşımdakiler de hiç görmeyip de görmek istediği başarıları görüyorlar Düvenciler ile.

Maçın başlarında Marmara Üniversitesi zorladı takımımızı. Başa baş mücadele edebiliyorlardı. Zaten devre arasıyla birlikte yaptıkları transferlerle iyi bir başlangıç yaptılar. Bu maça kadar üçte üç ile geliyorlardı. Maçın kırılma noktası Düvenciler Lisesinin kazandığı penaltı oldu.

Topun başına Bahar geçti. Traftarlardan gelen Ebi sesleri üzerine topu Ebi'ye bıraktı. Fakat bu tezahürata biraz bozuldu sanıyorum. Bu dakikadan sonra oyundan düştü. Şunu belirtmek istiyorum ki bu takımdaki bütün kızları çok seviyoruz, birbirinden ayıramıyoruz. Ebi forma numarası nedeniyle şuan ilgi odağımız gibi görünüyor fakat bütün kızlarımız birbirinden değerliler. Sonraki bölümlerde Bahar'ın gönlünü almaya çalıştık, ne derece başarılı olduk bilemiyorum. Umarım Bahar bu yazıyı okur ve alta yorum olarak düşer affedildiğimizi.

Bu gol maçın kırılma noktalarından biriydi. Bahar'ın oyundan düşmesiyle en iyi işleyen tarafımız olan sağ kanat aksamaya başladı. Göbekten hücum etmeye çalıştık. Bahar'ın yaptığı bindirmeler kadar başarılı olmasa da yine de etkiliydik Marmara Üniversitesi kalesinde önemli pozisyonlar bulduk. Bu pozisyonların sonucunda Duygu ile golü bulduk. Bu gol de maçın ikinci dönüm noktası oldu ve maçı kopardı. Marmara Üniversitesi'nin gardı düştü ve gollerimiz ardı ardına geldi. Esra'nın golü ayakta alkışlanacak cinstendi. Kendisini buradan da tebrik ediyorum.

Son golü de yine Duygu'nun ayağından kazandık. Sağ taraftan gelen ortaya çok güzel bir vuruş yaptı. Deyim yerindeyse topu ve Marmara Üniversitesi kalecisinin eldivenlerini tavan astı-bu maçlık-.

Bu güzel galibiyet için teşekkür ediyoruz bütün kızlarımıza.

** Haa deyinmeden edemeyeceğim. Kapalı tribünde Düvenciler Lisesine tezahürat yapan kardeşlerimizi görmek çok güzeldi. Hep erkekler bağıracak değil ya.

Cumartesi, Şubat 19

Lüleburgazspor

Gökyüzü deryasından bir yıldız seçmekle başlar her şey.
Küçüksündür. Gökyüzündeki en parlak yıldızı seçersin kendine, onu sahiplenirsin. Biraz büyüdüğünde değişir düşüncen. Sahip olamayacaklarının farkına varırsın ve kendine o kadar parlak olmayan ama sonuna kadar benimseyebileceğin bir yıldız seçersin.
İşte böyle başlar şehrinin takımına aşık olmak.

Topa ilk dokunuşundan itibaren etrafındaki faktörler çok büyük etkendir bir takımı tutmana. Bu yüzdendir ki İstanbul takımlarına aşık olur çocuklar. Klasik Türk insanı düşüncesidir, "güce tapmak".. Futbolcularının isimlerini ezberlersin. Penaltı kullanacakken o aşık olduğun ama hiç bir zaman gerçekten sahibi olamayacağın takımın penaltıcısının adını haykırırsın. Kaledeyken kalecisinin adını haykırırsın.

İlk okulda beden eğitimi dersinde maç yaparken bile o İstanbul takımları vardır. Ayrılan grupların birinde Galatasaraylılar diğerinde Fenerbahçeliler kümelenir. Bunu bile o ayrıma göre yaparsın. Yani o takımlar gerçekten seninmiş gibi terinin son damlasını bile onlar için akıtırsın.

Yavaş yavaş büyür insan.
Kimileri gerçekten sahip olmak ister.
Mesafeler engel teşkil etmiyordur onun için. Koyulur yola..
Kimileri ise o parlak yıldızdan vazgeçer. O kadar parlak olmayan ama  dibine kadar sahip olabileceği bir yıldıza aşık olur en baştan.
Belki binlerce kişinin hep beraber katıldığı tezahüratlara katılamaz ama 30 kişiyle gidilen bir deplasmanın gururunu yaşar.
Anlarsın ki bir takıma aşık olabilmek için başarılarını görmek gerekmez. Bir çok kişi içi başarı kıstastır ama yine de gerekmez. Sen tribündeyken o başarılara şahit olmak da güzel. Öyle ki; hayalini kurmak da güzel.

Hem sen tutmazsan kim tutacak yaşadığın şehrin takımını ? Elin İstanbullusu gelip Lüleburgazspor'u destekleyecek değil ya..

Perşembe, Şubat 17

Bingölspor - Lüleburgazspor ( 1-0)

Kelimelerin tükendiği yerdeyim kendi adıma.
Ne desem ne yazsam bilemiyorum.
Bu takımı bu hale getirenler utansın.

Bingölspor'a 1-0 yenildik. Maçı izleyemediğimiz için bir şey diyemiyorum.
Bu yüzden fazla serzenişte bulunmamın da bir gereği yok.
Belki şanssızlık, belki kabiletsizlik, bilemiyorum.
Bildiğim tek şey var. Bu kent bunu hak etmiyor.

Bingölspor maçı 86. dakikada gördüğü kırmızı kart ile 10 kişi tamamladı. Bu da bir anektod olsun.

Arsenal - Barcelona ( 2-1 )


Maçı Arsenal 2-1 kazandı. Kazanmasından ziyade benim değinmek istediğim bir konu var.
Arsenal ve Barcelona arasındaki benzerlikler ve farklar..

Barcelona bir alt yapı takımıdır. Takımında oynatacağı adamları alt yapısından yetiştirir. Alt yapısından itibaren bir kültür aşılamaya başlar.
Xavi, İniesta, Messi, Valdes, Basquets, Pedro ve alt yapıdan transfer olmuş da olsa Pique. Bunlar Barcelonanın alt yapısından çıkıp da Arsenal maçında oynayan futbolcular. Yedi futbolcusunu alt yapıdan taşımış Barcelona. Bu çok büyük bir avantaj. Çünkü hepsine öğretilen aynı şey. Barcelona alt yapısında yetenek değil sistem öğretilir. Bu yüzden alt yapıdan gelen hiç bir oyuncu zorluk çekmez. Bir uyum dönemi yaşamaz.

Bu eğitimi sahanın her yerinde görmek mümkün. Sahanın her yerinde üçgen oluşturup Xavi'nin deyimiyle rondo yapabiliyorlar. Top rakipteyken de topun olduğu alanda sistemli olarak çoğalabiliyorlar. Bu  sayede takım savunmasında sorun yaşamıyorlar.

Arsenal de benzer bir yapıda bir takım. Tek bir farkla..
Barcelona'nın altyapıdan yetiştirdiği oyuncuları Arsenal gelişme dönemlerinde bir araya topluyor.
Şuan Arsenal'in karakteristik yapısı gibi bir hal aldı bu durum. 16 ila 20 yaşları arasındaki yetenekli adamları toplayıp bir oyun karakteri kazandırmaya çalışıyorlar. Barcelona'nın sistemine benziyor. Ama işleri Barcelona'ya göre daha zor. Çünkü Barcelona'nın sistemi artık tamamen kulüp ile bütünleşmiş durumda.

Bir kaç sene önceki Arsenal ile bugünkü Arsenal arasında oyuncu bazında pek bir fark göremezsiniz. Çünkü uzun süredir aynı takımla, takıma takviye yaparak oynuyorlar. Bunun yararını ileride mutlaka görecekler. Ama bu zaman isteyen bir durum. İşte bu tam Barcelona'nın altyapı ile A takım arasındaki durum. Barcelona altyapısının edindiği misyon tam olarak bu. Altyapı oyuncularının A takıma adaptasyonunu uyum süreci yaşatmadan gerçekleştirmek. Bunun için sistem farklılığı olmaması gerekiyor. İşte bu yüzden Barcelona bir kültürdür. Altyapıda ne oynanıyor ise A takımda da o oynanır. İşte Barcelona ile Arsenal'in temel farkı budur. Bu farkı ortadan kaldırmak için Arsenal'in takım kurgusunu bir kaç sene daha bozmaması gerekir. Ben Gunners'in Barcelona seviyesine ulaşacak bir takım olacağını düşünüyorum.

Arsenal oyuncuları geçen seneye göre olgunlar. Ve Barcelona'yı Camp Nou'da yenecek kadar olgun olup olmadıklarını da dünyaya gösterme fırsatı yakaladılar. Hep birlikte bekleyip göreceğiz.

***

Arsenal'den iki oyuncuya ayrı parantez açmak istiyorum.
Önce beğenmediğimden başlayayım.
Theo Walcott..
Yıllardır gelişmekte olan, patlama yapacağı beklenen bir futbolcu. Her gün üzerine bir şeyler koyması gerekiyor. Fakat bence yerinde sayıyor. İlk adı anılmaya başlandığın da ne ise bugün de ondan fazlası değil. Kendini geliştirmesi gerekiyor.

Jack Wilshere..



1992 doğumlu. O sahadayken sanki Paul Scholes'u görüyorsunuz.
Yaşına rağmen topu ayağına aldığında rahatlatıyor arkadaşlarını. Topla beraber ileri kat edişleri harika. Çok büyük futbolcu olacağının sinyallerini veriyor daha şimdiden. O kendini bu şekilde geliştirmeye devam ederse bundan 10 sene sonra ne Paul Scholes ne de Xavi anılır.

Çarşamba, Şubat 16

Taurasi Skandalı


Hepimizin hatırlayacağı üzre Fenerbahçe bayan basketbol takımı oyuncusu Diana Taurasi'nin doping yaptığı gerekçesiyle tedbir kararı verilmiş, gelişmeler üzerine ise Fenerbahçe ile sözleşmesi fesh edilmişti.


Şimdi ise işler tersine döndü. Taurasi'den alınan numunelerin sonuçlarının yanlış olduğu belirlendi. Cezasının kalkması söz konusu. Fakat Fenerbahçe, Taurasi'nin sözleşmesini fesh ederek yerine yabancı oyuncu getirdi. Yabancı kontenjanı dolu. 

Dünyanın en iyi bayan basketbolcusu olarak adledilen Diana Taurasi'nin yokluğunda devam ediyor Fenerbahçe Avrupa Kupası maçlarına. Aleni şekilde bir adaletsizlik olduğu ortada. Merak edilen kısım ise Federasyonun ne gibi bir karar alacağı. 


Fenerbahçe'ye yabancı kontenjanı hususunda taviz vermeleri durumunda diğer takımların hakkı yenecek, verilmediği durumda Fenerbahçe'nin aleni bir şekilde hakkı yenmiş olacak. Kısacası bir skandal başka bir skandal kararla örtbas edilecek. Sonuç olarak Türkiye Bayan basketbolu bir kaos ortamından başka kaos ortamına sürüklenecek.

Sürpriz !


Dün akşam öyle oturup diğer blog yazılarını okurken bir fikir geldi aklıma. Böyle ampül yanardı ya çizgi filmlerde, o şekilde bir fikir. Hemen sağa sola öneride bulundum. Aldığım tepkiler olumluydu ve yapmaya karar verdim.

Yapmayı planladığım şey benim adıma bir ilk olacak. Bu blog için de bir ilk olacak tabi ki.
Heyecan içerisindeyim o yüzden.
Bugün heyecanla sürprizim içim atağa kalktım. Fakat çabalarım şuan için sonuçsuz kaldı. Muhattap olarak düşündüğüm kişiye ulaşamadım. Ama çok sürmez ulaşmam.

Siz değerli okurlarımızın da hoşuna gideceğini umuyorum. O yüzden kısık ateşte bekletiyorum şuan.
Hafiften kokusunu salayım dedim.

Güzel bir sürpriz olacak. Bekleyin..

Namağlup Şampiyonluk

campione imbattuto

Bir eski zaman hikayesidir. Mahallenin güzel abilerinin kurup sahip çıktığı takım amatör kümede oynar. Sahalar toprak, çoğunlukla çamurdu...