KASABAYA BİR ÇİFT SÖZ : 8 KASIM STADI BİZİMDİR; KALE DİREKLERİ SİZİNDİR.

Cumartesi, Eylül 3

2.Hafta

Lüleburgazspor - Sandıklı Belediyespor

03.09.2011 Saat 16:00

Babaeski 100.Yıl Stadı

Salı, Ağustos 30

30 Ağustos 2011

Çifte bayram bir arada oldu bu sene.
Ramazan Bayramımız mübarek, Zafer Byramımız kutlu olsun.
Vatan için şehit olanlara Allah'tan rahmet geri de kalan acılı ailelerine başsağlığı diliyorum.
"VATAN SAĞOLSUN"

0-1

Gebzepor 0 -1 Burgazım
İlk maç 3 puan devamı gelsin artık olmamız gereken yerde olalım.

Cumartesi, Ağustos 27

Vira Bismillah

Gebzespor - LÜLEBURGAZSPOR

28 AĞUSTOS 2011 SAAT 16:30

GEBZE İLÇE STADI

İlk maç, galibiyetle başlayalım.

Pazartesi, Temmuz 18

Lüleburgazspor Yönetimi

Gidenler gemiler yakmasa da biz çoktan yaktık limanları çerçevesinde bir yazı girmiştim daha önce. Beklenmedik bir gelişme ile aynı yönetim daha sağlam bir yapılanma ile tekrar aday olup kazandılar. Ahmet Zeki Kılavuz kongrede güzel bir konuşma yaptılar. Bu saatten sonra biz Lüleburgazlılara, Lüleburgazsporlulara takım sahip çıkmak düşüyor. Güzel destek vermek düşüyor.

Bu şekilde bir yönetim yapılanmasının şöyle getirileri olacak. Takım hangi deplasmana giderse gitsin gittiği yerlerde tanınan, bilinen yöneticilerimiz takımın başında olacaklar. Takım hiç bir zaman yalnız kalmayacak.

Ayrıyetten bulundukları bölgelere hakim yöneticilerimiz ile Türkiye pazarında transfere daha hakim olacağız. Çünkü her bölgede daha önce futbol yöneticiliği yapmış adamlarla çalışıyoruz. Bunun büyük artıları olacaktır.

İşte Yönetimimiz;

Siyami ASLAN ( Efsane Başkan - Aslan İnşaat - RA-Bİ Dağıtım Ortağı)

Ahmet Zeki KILAVUZ ( Avukat )

Akif BEŞER ( Beşerler İnşaat - Müteahhit )

Dursun ASLAN ( Tümosan Bölge Bayii - Aslanlar Petrol )

Raif ÇOBANOĞLU ( Çobanoğlu Optik )

Abdi MALKOÇ ( Kocaelispor ve Bursaspor Eski Yöneticisi )

Mehmet ŞAŞMAZ ( Hatayspor Eski Başkanı )

Turgut DÜŞOVA ( Petrol-İş Başkanı)

Sedat ERİK ( Sigma Tekstil )

Mustafa SARMUSAK ( Bayrampaşaspor Eski Başkanı )

Mustafa GÜNEŞ ( T-Shop )

Mustafa AKSU ( 3K Temizlik Şirketi )

Selahattin TİRYAKİ ( Tiryaki İnşaat - Müteahhit )

Teoman DURUKAN ( Doktor - Medikent Ortağı )

Ceyhun ALKAN ( Alkan İnşaat - Müteahhit )



YEDEK ÜYELER

Abdullah KANDEMİR ( Eflani Un )

Türker DAYIOĞLU ( Dayıoğlu Un Fabrikası )

İbrahim KOÇASLAN ( Gurbet İnşaat )

Hayri AKPINAR ( Mali Müşavir )

Turhan GÜLAÇAR ( Mimar )

Erdoğan AKGÜL ( Karadenizliler Derneği Genel Kurul Başkanı )

Kerem ÇORBACI ( Wienerwald Restaurant Zinciri Ankara Şubesi )

Hakan DENİZ ( Şekerbank Müdürü )



DİSİPLİN KURULU

Hayrettin GÜMÜŞ ( Avukat )

Sibel PİŞKİN ( Avukat )

Koray ŞENTÜRK ( Avukat )



DENETLEME KURULU

Bayram KUŞÇU ( Republic Pub )

Yahya DEMİR ( Müteahhit )


Muhammed Sinan ASLAN ( Aslan İnşaat - RA-Bİ Dağıtım Ortağı )


***

Bir de tesis konusuna değinmek istiyorum.
Altyapıdan gelen oyuncularımızla ilgili yaşadığımız sıkıntıların başında fizik kapasite eksikliği geliyor. Bu çocukları A takıma kazandırmak için güçlendirmek şart. Yetenekli oyuncularımız var ama sahada siliniyorlar. Bunun sebebi zayıf fizikleri olması.

Lüleburgazspor adına yapılacak bir fitness salonu oyuncularımızın güçlenmesini sağlayacaktır. 17-18 yaş dolaylarındaki futbolcuların teknik idman haricinde fitness gibi çalışmalarla vücut direncini geliştirmesi gerekiyor. Yaş gruplarında fiziği ile öne çıkan futbolcular A takımlara yükseldiklerinde fizik olarak yetersiz kalıyorlar. Bu da yeteneğini sahaya yansıtamamasına sebep oluyor. Hem bu sorunu aşmış oluruz, hem de halka açılarak Lüleburgazspor'a yansıtılacak bir gelir etmiş oluruz.

Biz buraya yazalım da belki okuyanlar olur. Okuyup da kafasına yatanlar olur.

Cumartesi, Temmuz 16

Hayırlı Olsun

Siyami ASLAN ( Efsane Başkan - Aslan İnşaat - RA-Bİ Dağıtım Ortağı)

Ahmet Zeki KILAVUZ ( Avukat )

Akif BEŞER ( Beşerler İnşaat - Müteahhit )

Dursun ASLAN ( Tümosan Bölge Bayii - Aslanlar Petrol )

Raif ÇOBANOĞLU ( Çobanoğlu Optik )

Abdi MALKOÇ ( Kocaelispor ve Bursaspor Eski Yöneticisi )

Mehmet ŞAŞMAZ ( Hatayspor Eski Başkanı )

Turgut DÜŞOVA ( Petrol-İş Başkanı)

Sedat ERİK ( Sigma Tekstil )

Mustafa SARIMSAK ( Bayrampaşaspor Eski Başkanı )

Mustafa GÜNEŞ ( T-Shop )

Mustafa AKSU ( 3K Temizlik Şirketi )

Selahattin TİRYAKİ ( Tiryaki İnşaat - Müteahhit )

Teoman DURUKAN ( Doktor - Medikent Ortağı )

Ceyhun ALKAN ( Alkan İnşaat - Müteahhit )



YEDEK ÜYELER

Abdullah KANDEMİR ( Eflani Un )

Türker DAYIOĞLU ( Dayıoğlu Un Fabrikası )

İbrahim KOÇASLAN ( Gurbet İnşaat )

Hayri AKPINAR ( Mali Müşavir )

Turhan GÜLAÇAR ( Mimar )

Erdoğan AKGÜL ( Karadenizliler Derneği Genel Kurul Başkanı )

Kerem ÇORBACI ( Wienerwald Restaurant Zinciri Ankara Şubesi )

Hakan DENİZ ( Şekerbank Müdürü )



DİSİPLİN KURULU

Hayrettin GÜMÜŞ ( Avukat )

Sibel PİŞKİN ( Avukat )

Koray ŞENTÜRK ( Avukat )



DENETLEME KURULU

Bayram KUŞÇU ( Republic Pub )

Yahya DEMİR ( Müteahhit )

Muhammed Sinan ASLAN ( Aslan İnşaat - RA-Bİ Dağıtım Ortağı )



(ç)alıntı facebook/Lüleburgaz Fan Page

Cuma, Temmuz 8

Siyami Aslan Aday Olmayacak !!


5 yıllık birliktelik Siyami Aslan'ın tekrar aday olmayacağını açıklaması ile sona erdi. Daha kongre olmamasına rağmen tekrar aday olmayacağını varsayarak kendisine bir derleme yapmak durumundayız.

Zaman zaman tribünler ve Siyami Aslan arasında anlaşmazlıklar olmuştur. Benim daha önce Siyami Aslan'ın bırakması gerektiğine yönelik yazılarım da olmuştur. Bunların hepsini bir kenara bırakıp güzel ayrılalım.

Siyami Aslan bu kulübü sıfırdan alıp bu günlere getirdi. Bugün dönüp ardına baktığımızda güzel antreman sahalarımız yok. Futbolcuların kalacağı doğru düzgün bir konaklama tesisimiz de yok. Sadece eski sanayinin içinde Lüleburgazspor'a ait bir tesisimiz (halı sahamız) var ve başarılı ya da başarısız geride bıraktığımız sezonlar.

Siyami başkan bizi karadenizli teknik direktörlerin staj yeri haline getirmeseydi bugün Bankasya 1. Ligin kapısında dahi olabilirdik. Bu yüzden şahsım adına kendisine tepkiliyim. Kendisi başkanken en başarılı dönemimizi ve en başarısız dönemimizi aynı sezon içinde yaşadık. O sene zihinlerimizde simsiyah bir hüzün senesi. Zeki Erguvan ve İsa Turan'ın takımın başında olduğu sezondan bahsediyorum. Başkana açık yüreklilikle soruyorum; o sezon yaptığı hamleden dolayı pişmanlık duyuyor musunuz ?

İyisiyle kötüsüyle geçen 5 senenin ardından kendisine teşekkür ediyorum. Sözlerimi de Oğuz Atay'ın Olric derlemelerinden birisiyle noktalandırayım;

"Gidenler gemileri yakmasa da, biz çoktan yaktık limanları.."

Yolun açık olsun başkan.
Kongre üyesi olduğun Trabzonsporda daha iyi işler yapabilirdin.

Cuma, Haziran 17

Kongre

2 Temmuzda olağan veya olağanüstü hiç farketmez kongre varmış. Siyami Arslan'ın aday olup olmayacağı kesin değilmiş. Bekleyip göreceğiz


Haber: Görünüm Gazetesi

Perşembe, Mayıs 26

Lüleburgazspor 0-2 Ünyespor

Aslında hakem dgfsjopbsjfdbh.........

ne yazsam boş.

Başkan Siyami Aslan'dan malzemeci Mehmet Abiye kadar bize bu heyecanı yaşatan, emeği geçen herkese teşekkürler.

Herşeye rağmen "ŞAMPİYON" sizsiniz...

Son olarak şunu söylemezsem rahat edemeyeceğim takım şampiyonluğa giderken kılını bile kıpırdatmayan Lüleburgazlılara da Allah'a havale ediyorum. Allah'ınızdan bulun...


Pazar, Mayıs 22

Allah Utandırmasın..!!

Lüleburgazspor-Nazilli Belediyespor

23 MAYIS 2011 SAAT 17:00

ANKARA 19 MAYIS STADI

Turu geçelim Perşembeyi bekleyelim...


Pazar, Mayıs 15

Savaşmaktan Korkma...!!


Son 5 haftada aldığımız galibiyetlerden sonra play-off için son 90 dk için 3 araba 11 kişi 3 olta pardon bayrak sopası 3 aden 2,5X2,5 yeşil kırmızı bayrak ile Lüleburgaz'dan Babaeski'ye yola çıktık. Amaç belli kazanmak ve play-off'a kalmak.

Maça aslında çokta kötü başlamadık en uç elemanımız Gökhan'ın indirdiği toplarda biraz daha dikkatli olsak belki ilk 10 dakikada maçı kopartıp çekirdek yemeğe başlardık ama olmadı 28. dk da çok akıllıca bir paylaşma sonucu Gökhan'la golü bulduktan sonra az da olsa rahatladık biz orta sahadaki hatalarımız çok pahalı bir sonuç doğurabilirdi ama ilk yarıyı önde bitirdik. Stoperlerimiz Kaptan Birol ile Terminatör Menderes rakip forvete aman vermedi.

İkinci yarı daha dengeli oyunla son 20 dakikaya kadar çok iyi geldik ama Son 20 dakika bizim için kabustu .Mendi'nin sakatlığının artmasından dolayı çıkması 3lü defans bloguna dönmemiz orta sahamızın direncinin düşmesi oyunun bizi alanda oynanmasına neden oldu.

Sonuç olarak alınan altından 3 puan ile play-off'lardayız. Alınan diğer sonuçlardan dolayı ligi 3. sırada tamamladık ve 4. olan Nazilli Bedeliyespor ile play-off'un ilk maçını oynamaya hak kazandık. Ligi 2.sırada tamamlayan Bursa Nilüferspor ile 5. sıradaki Ünye play-off'un diğer ayağını oynayacak.

Hedef 2.lig öyle veya böyle çıkacağız....

Kardeşlerimin bütün bir haftasını vererek emek harcayarak yaptıkları "SAVAŞMAKTAN KORKMA" pankartını yerinden söken polis memurları ne amaçla yaptıkları daha çözülememiştir.


dip not:

*4) Play-Off’larda, grubunu ikinci sırada bitiren takımlarla aynı grubu beşinci sırada bitiren takımlar; üçüncü sırada bitiren takımlar ile aynı grubu dördüncü sırada bitiren takımlarla eşleşirler.

*TFF 3.lig statüsünden alıntıdır.

Cumartesi, Nisan 30

son 180 dakika

08.05.2011 Malatyaspor (D)

15.05.2011 Bayrampaşa

1-TEPECİK 55

2-NİLÜFER 55

3-NAZİLLİ 53

4-HATAY 52

5-ÜNYE 52

6-B.PAŞA 51

7-LÜLEBURGAZSPOR 51

Pazartesi, Nisan 25

Bursa Nilüferspor 1-1 LÜLEBURGAZSPOR


Maçı özet geçiyorum çok iyi oynamadık Mehmet Uzun,Cabir ve Semih ilk onbirde başlasa belki biz daha diri bir ortasahayla işi götürüdük olmadı deplasmanda 1 puan iyidir. Bu maça değilde daha önce kazanabilecek olupta kazanamadığımız maçlara kızalım.

Kalan üç maçtan 9 puan ligi en iyi şekilde bitirmemizi sağlar o gazla da play-off sonra şampiyonluk...

Fotoğrafta da paylaştım evet biz Lüleburgazsporluyuz, bizim farkımız var kızarız bağırırız küfür ederiz ama yine maç oldu mu en önde yine biz gideriz. 3-4 saatlik uykularla okulda sınava gireriz işte çene patlatırız.

Ama sakın bu takım üstünden prim yapmaya kalkmayın bu birileri buralarda bir görev üstlandiyse hakkıyla yapmalı, yalansız dolansız yapmalı, kendi egosu için yıllarca omuz omuza durduğu adamı tek kalemde silmemeli.

Birileri orda bir görev verdiyse eğer orda kendini kral olarak görmemeli bilmelidir ki o orda kalıcı değildir.

Heleki bu takıma gönül vermiş ise sadakatini hiç kaybetmemeli. 3 kuruş için yanlış işler yapmamalı.

...


Son sözüm bize göstermiş oldukları misafirperverliklerden dolayı Bursalı kardeşlerime teşekkürlerimi sunuyorum. Davalarında başarılar diliyorum


Cumartesi, Nisan 23

Geliyoruz..!

Rakip Bursa Nilüferspor

Belki şu 3-4 senelik 3.lig serüvenimizin (playoff dahil) en önemli maçı 3 puanın bizi şampiyonluk yolunu açabileceği 1 puanın ise playoff için bir kilometre taşı alacağı maç.

Önümüzde final gibi 4 tane maç var ikisi deplasman 2si kendi sahamızda -lafın gelişi-

Bu maçtan sonra hiçbir iddiası olmayan Diyarbakır Kayapınar Bld. ve deplasmanda ligden düşmesi kesinleşen Malatyaspor. Bu üç maçtan alınacak 9 puan diğer takımların kendi aralarında yapacağı maçlara göre bizi liderliğe götürebilir. Belki de son maçımız olan ve herkesin sabırsızlıkla beklediği Bayrampaşa maçı şampiyonluk turu atılan maç olur kim bilir?

Yarın kısmetse takımımızı desteklemeye Bursa'ya gidiyoruz. 3 puanı alıp dönmekten başka bir ihtimali düşünmek istemiyoruz.

Son bir kaç not

1- Biz bu takımı karşılıksız seviyoruz bu takımdan hiçbir menfaat sağlamıyoruz sağlayanların da yanında değiliz.

2- Kimse bu arma aşkını para aşkıyla karıştırmasın biz armanın peşindeyiz paranın değil.

3- Bu hayatın anlamı YEŞİL - KIRMIZI


Salı, Nisan 19

Lüleburgazspor - İnegölspor ( 2-0 )


Güzel bir pazar sabahı, güzel bir kahvaltı, güzel dostlarla görüşebilmek/selamlaşabilmek ve özlenilen bir anı yaşamak.. Tuttuğun takımın maçını izleyebilmek.. Ve belki de en güzeli, uzun süre izleyemediğin o takımın galip gelebilmesini görebilmek.


Önce taraftardan başlayayım. İnternette dolaşan 10 otobüs geyiği ve sayılabilen 4 otobüse doluşmak. Onca yaşanandan sonra "ben o otobüslere binmem" diye trip atan arkadaşları ikna turları. Tüm bunlardan sonra çıkılan kısa deplasman yolu. Yarım saate sığdırılan upuzun bir deplasman. Özlenilen anlar..


Babaeski girişinde otobüslerden inmek, tezahüratlar eşliğinde stada doğru yürümek. Ve nihayetinde stada girmek. Ama önce itfaiye kapısından. O çimlere basabilmek maçın hemen öncesinde. Her şeyiyle değişik bir deplasmandı.


Takım hakkında yeteri kadar maç izlemediğim için sadece bu maçı kapsayan bir yorum olacak. Sahada öyle ahım şahım bir oyun olmadı. İnegölspor çok kötüydü ya da biz oynatmadık. Orta sahada banko diye düşündüğüm iki adam da yedeklerde olmasına rağmen orta sahayı rakibe iyi daralttık. Takım oyununa dair söylenecek bir şey yok, en acısı da bu sanıyorum. Fakat kimse de Barcelona edasında bir futbol beklemiyor takımdan. Gerekli şeyleri yapsınlar, o forma ıslansın kafi bizim için.


Menderes ile Birol defansı güzel topluyorlar. Yanlarında Serhat herhalde -Diyar Pala'ya benzeyen adam- iyi oturmuş. Bence o bölgede Levent'e gerek yok. Cabir ve Semih girdikten sonra orta saha da daha iyi oldu. Ve sonuca etki eden iki yan top. Duran toplara iyi hazırlanmış olmalılar, her duran topta tehlike yarattık. Maçı da 2-0 kazandık.


Şimdi hoş geldiniz cadı kazanına.
Her takım tehlikeli, her takımın şansı var. İlk 8 takım plaf-off'lara katılabilir. Puanlar birbirine çok yakın. Üstümüzdeki takımlar sürekli birbiri ile oynayacaklar. İlk 8'de her takımın kendi aralarında en az iki maçı var. Biz de bu hafta çok önemli bir maça çıkıyoruz. Bursa Nilüfer'den mağlup olarak ayrılmadığımız sürece %90 plaf-off'tayız diyebilirim.






Pazartesi, Nisan 18

Dönelim yine eski günlere...


Kalan 4 maçtan en az 7 puan alırsak playoff olur. Artık saçma sapan puan kaybetmeyelim hayalini kurduğumuz 2.lige çıkalım.

Cumartesi, Mart 19

İstanbulspor-LÜLEBURGAZSPOR

İstanbulspor - LÜLEBURGAZSPOR

20 Mart 2011 Saat 13:30

Bahçelievler İl Özel İdare Stadı


Rakip İstanbul'un takımı İstanbulspor ilk maçta kendi evimizde rahat bir galibiyet aldık bu maçta da eğer play-off sa hedefimiz mutlak kazanmamız gerekir.
Kısmetse geliyoruz. Kenan bize tribünden el salla :)

Cumartesi, Mart 12

Derby Della Capitale

Yine önümüzde bir derbi, yine Derby Della Capitale...



Dünyanın en uzlaşılmaz derbisi olduğunu bir çoğumuz biliyoruz. Kendi futbolcusunu ıslıklayacak kadar birbirinden nefret eden iki takımın mücadelesi bu derbi. Diğer derbilerden ayrıldığı nokta işte burası.

Kasedi çok fazla geriye sarmaya gerek yok. Geçen sene Lazio - İnter maçına bir göz atalım.
Gerek maç öncesi yaptıkları açıklamalar gerekse de maç içinde gösterdikleri reaksiyon, ohh nooo pankartı. Roma şampiyon olmasın da kim olursa olsun tavrı derby della capitale'nin iki takım için önemini anlatıyor.



Maç 13 Mart 2011 tarihinde saat 16:00'da oynanacak.
Daha önceki bir derbide bu maç hakkında yazmıştım. Onu da buradan okuyabilirsiniz.

Tribün Dergi Derby Della Capitale'de..

**Blogspot'un mahkeme kararı ile engellenmesi bizi de etkileyecek. Bu yüzden yazı girme konusunda kararsızdım. Ama girmiş olalım, devam edelim blogumuza. Dns ayarlarınızı değiştirerek kolayca bize ulaşabilirsiniz.

Cumartesi, Şubat 26

Bozbaykuşlar


Bir önceki yazıda Mucci bizden istenen taraftar profilini güzel bir şekilde anlatmış.

Benim istediğim taraftar profili de bu be abi.

Selam olsun size Bozbaykuşlar


(resim HTspor'dan alındı)

Cuma, Şubat 25

İstenen Taraftar Profili

Tribünlerimizin Avrupa tribünlerine döndürülmeye çalışıldığı şu dönemde Avrupa futboluyla mücadele edecek gücü kulüplerimiz bulamıyorlar. Sahada izletilen futbolla istenilen seyirci profili arasında tezat oldukça fazla. Futbol Dünya üzerinde her yerde bir eğlence iken bizdeyse farklı bir pozisyonda. Hafta sonu eğlencensinden daha çok yaşam tarzı. Tuttuğumuz takımlar yaşamsal faaliyetler arasına girmiştir desek pek fazla abartmış olmayız. Çünkü bir insan tuttuğu takımla anılır ülkemizde.

Örneğin Fenerbahçenin yenildiği bir hafta sonrasında bir Fenerbahçeli dışarı çıktığında diğer takım taraftarları tarafından alay konusu olur. Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar ve ya herhangi bir takımı tutan kişinin yenilgi sonra alay konusu olması zor rastlanan bir durum olmaktan çıkmıştır. Çıkmıştır çıkmasına da şimdi de ingiliz tribün kültürü empoze edilmeye çalışılıyor. Yani deniyor ki; 
Sahalarımızda meşale, küfür, pankart istemiyoruz. Biraz daha uğraşılıp kararlar alınırsa emin olun bu da gürültü olacaktır, stadlara bağırmak için gelenler içeriye sokulmayacaktır. Küfürü istememelerini herkes anlayışla karşılıyor, karşılamak zorunda çünkü gerçekten hoş bir şey değil. Ama stadlara meşale ve ya pankart sokmamak ne demek ?

Avrupa kupası maçı izlediğimizde spikerlerimiz ballandıra ballandıra anlatırlar meşale görüntülerini. Pankarlarla yapılan kareo organizasyonlarını takdire şayan bulurlar ve ardı ardına kurdukları övgü cümleleri kesilmez. Ama Türkiye stadlarında bir meşale yakılsın yer yerinden oynar. Oynatılır medya tarafından. Ertesi gün gazetelerde manşetten verilir. Adı konulmuştur bile " Futbol Teröristleri " ! Televizyonlar son dakika haberi olarak geçerler " Futbol teröristleri yine iş başında " ! Bazı stadlara pankart sokulamaz bile.

Çok istenen ingiliz kültürü yani bizden istenen nedir bir göz atalım. Stadlar tamamen dolu olacak, herkes koltuğunda oturup maçını izleyecek, her hangi bir yanıcı madde, kesici madde stadlara sokulmayacak. Herkes maçları büyük bir keyifle izleyecek ve evine dönecek. Maç içersinde birasını yudumlayarak keyfine varacak. mı ? Tabiki yudumlayamayacak o sadece ingilizlere. Kaba taslak bakarsak ingilizler maçlarını bu şekilde izliyorlar. 
Peki bilet fiyatı ? 
Örneğin bu gece Manchester United ile Tottenham maçı için bilet fiyatları şu şekilde; 

Category 2: (£35.00) 
Category 1: (£39.00) 
Away Section: (£65.00)
Vip Gold: (£99.00) 

Ayrıca İngilterede asgari ücretin saati £5.
Bir de bize bakalım Fenerbahçeyi ele alalım. En ucuz bilet fiyatı 44 TL ve 1 saatlik asgari ücret 2TL.

Manchester kentinde yaşayan bir Manchester United taraftarının maça gidebilmesi için 7 saat çalışması gerekirken, bir Fenerbahçe taraftarının 22 saat çalışması gerekmektedir. Bir Man UTD - Tottenham maçında alacağınız zevk ile bir Fenerbahçe - Kasımpaşa maçında alcağınız zevki siz kıyaslayın. Keza bira da içemeyeceksiniz. Pankartı ve meşaleyi onlarda sokmuyorlar zaten. Hadi ingiliz sistemine geçirsinler bizi.

Kültür arasında farkı görmezden gelerek sadece daha az hasarlı diye insanları uygun olmadıkları bir ortam içerisine sokmaya çalışan, halkımızın kafasına uygun olmayan fikirleri hiç bir şartı olgunlaştırmadan, liglerimizde oynanan futbolu belirli bir düzeye çekmeden, sadece siz istiyorsunuz diye empoze edemezsiniz. Bazı düzenlemeler olmalı evet, ama bu karşılıklı olmalıdır. Sadece bizim değil sizin de çalışmanız gerekmektedir ey Türkiye Futbol Federasyonu !


Bu yazıyı da eski bloğumda 2009 yılının son ayında yazmışım.  Bir de siz bakın bakalım değişen bir şey var mı ? Şu günlerde derbi maçlarına 100TL fiyat çekiliyor.

Yeşil-Kırmızı : Ternana



Ternana Calcio kulübü 1925 yılında Umbria kentinde kuruldu. Yeşil kırmızılılar iki sezon Serie A'da oynama başarısı göstermesine karşın şu günlerde Serie C'de çöküşün ortasındalar. 

Darlington FC adıyla kurulan Ternana geçen yüz yılın ilk yıllarında temeline dönmüştür.1972-1973, 1974-1975 yıllarında Serie A'da mücadele eden Ternana 21 kez de Serie B'de mücale etmiştir.

Kulüp tarihinde sansasyon yaratacak olaylar meydana gelmiştir. Salernito ile Libero Liberati stadında oynanacak maça hakemler ve takımlar gelmiş fakat stadın kapıları bir türlü açılamamıştır. Bunun üzerine hakem maçın skorunu hükmen 3-0 Salernito lehine tayin etmiştir. Başına böyle bir şey gelmiş tek takımdır herhalde Ternana.



Takım ile özdeşleşmiş en önemli oyuncu Fabrizio Miccoli'dir. 1998-2002 yıllarında Ternana takımında forma giyen Miccoli yıldızını Ternana'da parlatarak Juventus'a transfer olup kente adını altın harflerle yazdırmıştır. Miccoli'nin haricinde Corrado Grabbi ve Luiz Jimenez gibi oyuncular da yeşil kırmızılı formayı terletmişlerdir. Graddo, Juventus, Blackburn Rovers ve bir çok Serie A takımı forması giyerken Jimenez, Ternana'dan Lazio'ya ordan da İnter'e transfer olmuştur ve hala İntr forması giyemektedir.



Tribünlerinde red boys, freak brothers, rossoverdi olmak üzere 3 ayrı grup barındıran Ternana, genel olarak kentin sol görüş ağırlığını tribünlerinde de politik pankartlarla gösteriyor. Sol görüş olarak Livorno ile birlikte önemli bir yere sahip olmuş tribün. Atalnta tribünleri ile dostlukları var hatta bu dostluğu görsellere yansıtıyorlar.



Bu sezon toplarlanan takım şuan da Serie C1/B grubunda 14 maçta topladığı 27 puanla Verona'nın ardından 2. sırada bulunuyor. Maçlarını 20,000 kapasiteli Libero Liberati stadında oynayan takımın eski günlerine dönerek en azından Serie B'de oynamasını sadece ben değil tribünlere önem veren bütün futbol severler istiyordur.


2009

Yeşil-Kırmızı : CS Sedan

İnternette dolaşırken eski bloğuma denk geldim. Buraya yazmaya başlamadan önce orada tek başıma yazıyordum. Buraya gelmeden önce başladığım bir araştırma vardı; Lüleburgazspor'un renkdaş takımlarını inceliyordum. Onları buraya kopyalayayım, kaldığım yerden devam edeyim.





Yeşil kırmızılı kulüp 1919 yılından bu yana Fransa liglerindeki mücadelesini sürdürüyor. Ardennes kentinde kurulmuş olması kulübe, kentin yapısındaki disiplin, dayanışma ve mücadeleci ruhun aktarılmasını sağlamıştır. Bu özelliklere bağlı olarak en parlak yıllarını yaşamıştır Sedan.

1950-1960 yıllarındaki parlak performansını uzun süre sürdüren takım iddialı takımlar arasında yer almıştır. 1990'ların sonunda düşüşe geçmeye başlayan CS Sedan şuan Ligue 2'de yer alıyor ve kötü gidişini devam ettiriyor. 16 maçta topladığı 18 puanla 16. sırada yer alıyor.




Kulübün tarihinde önemli yer edinmiş bir çok futbolcu bulunuyor. Pierre Bernard ve René Charrier (kaleci), José Broissard Daniel Carroll, Bernard Chiarelli, Max Fulgenzi Yves Herbet, Yves Mariot , Maryan Synakowski Pierre Michelin, Oliver Celestin, Luc Sonor Marius Walter, Michel Watteau ve Roger Lemerre kadrosuyla 15 yıl boyunca Fransa liginde başarılı olmuş fakat şampiyonluk ipini bir türlü göğüsleyememiştir.

Büyük bir kulüp kurmak amacıyla girişimlerde bulunularak kurulan CS Sedan kulübü zaman zaman Fransa Ligue 1'in önemli kulüplerinden birisi olmayı başarmıştır. Ama ülkenin majör takımları arasına bir türlü girememiştir. 1950 yılında Fransa kupasında çeyrek final oynayan Sedan zamanın en önemli takımlarından biri olan Reims'e yenilerek kupadan elenmiştir.




Maçlarını 23,189 koltuk kapasiteli Stade Louis Dugauguez stadyumunda oynuyorlar. Stadyum 2000 yılında inşa edilmiştir. Kulübün armasında domuz resmi var, pek bir şey bulamadım ama domuzlar diye mi aanılıyor acaba.

2009

Cenk Tosun

Zaten Gaziantepspor'da gösterdiği performans ile herkesin tanıdığı futbolcu. Milli takıma Kuşkusuz yararlı olacak, özellikle de bitirici santrafor sıkıntısı çektiğimiz bu senelerde.

Şimdi daha dikkatle inceleyelim. Cenk Tosun kimdir ?
1991 doğumlu (19 yaşında) ki futbolcu 6 yaşında E.Frankfurt takımın alt yapısına yerleşti. 16 yaşına geldiğinde ise U19 takımıyla çalışmaya başladı.

U17'den U21'e kadar Almanya milli takımın her kademesinde yer aldı. Toplam 26 maçta 14 gol attı.
Bunlar kariyer bilgileri.

Gelelim Cenk Tosun'un oyun yapısına ve Türkiye milli takımındaki konumuna.

Cenk, oyunu kaleye yüzü dönük oynayabilen bir futbolcu. Sahada mücadele ederken etrafındaki hücumculara gereksinim duyar. Yani tek başına ileri gönder, bırak oynasın diyebileceğin bir futbolcu değil. Baktığınız zaman Gaziantepspor takımı da ileri ucu bakımından önemsenmeyecek bir takım değil. Bu yüzden Cenk Tosun'un faydalı olabilmesi için milli takımda da benzer bir dizilişte oynaması gerekiyor.

Bunlara artı bir özelliği daha var. O da fiziğini iyi kullanabilmesi ve hızı. Defansın arkasına sarktığında ya da defansın arkasına bir top atıldığında o topu almak için gösterdiği mücadeleler de çok önemli. Bütün vücudu ile oynayan bir santrafor Cenk.

Eğer bir taktik diziliş analizi yapmak gerekirse Galatasaray'ın oynamaya çalıştığı 4-3-3 için biçilmiş kaftan. Son dokunuşları ve pozisyonu sezme özelliği Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Bu da onu Türkiye için çok değerli kılıyor.

Milli takıma döndüğümüzde orada bir sıkıntı söz konusu. Milli takımın sahadaki dizilişi ne olacak ? Milli takım teknik ekibinin kadro seçimi nasıl olacak ?
Cenk'i verimli kullanabilmek için kanatlardan ona destek olacak kanat oyuncuları gerekiyor. Bu bağlamda Volkan Şen düşünülebilir. Ama halen adama milli takım kapısı açılmış değil.

Bunların hepsi milli takım teknik ekibinin insiyatifinde. Bakalım bu yeteneği nasıl değerlendirecekler, görmek için beklemekten başka bir çaremiz yok.

Volkan

Gökhan Gönül - Ersan Gülüm - Serdar Kesimal - İsmail Köybaşı

Mehmet Topuz - Necip Uysal - Emre Belözoğlu

Volkan Şen - Cenk Tosun - Arda Turan

Orta seçeneklerinde Selçuk İnan ve Ceyhun Gülselam da kullanılabilir. Benim kuracağım kadro böyle olurdu, peki yaz siz nasıl bir kadro kurardınız.

Cenk Tosun Türkiye Milli Takımını Seçti


Cenk Tosun artık Türkiye Milli takımının formasını terletecek.
Formayı gerektiği taşıyabilecek kapasitede bir oyuncu. Milli takımın şu günlerde yaşadığı santrafor sorununa kökten çözüm. Hem milli takım hem de Cenk için hayırlı olmasını diliyorum.

Hedef 2. Lig-miş-

Semih Yıldız'ın haberini buradan okuyabilirsiniz.

Şimdi de gelelim yorum kısmına. Ne demiş başkan..

Uyumlu kadro ve teknik heyet ile amaçlarının en azından playoff olduğunu belirtmiş.
Yıllardır yanlış olduğunun farkında olduğumuz hedeflere hiç tereddütsüz inandık. Yine önümüze bu şekilde hedefler konuldu. Deniliyor ki "bu takıma inanın". Bizler bu takıma inanıyoruz. Fakat sizlere güvenmiyoruz.
Neden mi ?
Maddelerle ifade edelim

 *     İlk çıktığımız sene güzel bir kadro kurdunuz. Takım iddialı olamadı. Çünkü bir amatörlük yaşadık. Bazılarının söylediğine göre haksızlık ettik ama Hasan Al'ı karşı bir tavrımız oldu. Sonra başarısızlık sebebiyle Hasan hoca gönderildi. Yerine kim geldi ? Soner Boz.. Gerekli mücadeleyi gösteremedik. Beykoz şampiyonluğunu garantilememiş olsa küme düşebilirdik. Parola neydi ? Bir üst lig..

*     Soner Boz ile maya tutmayınca Zeki Erguvan'ı takımın başına getirdiniz. Zeki hocanın performansını yazıya dökelim.

7   Eylül  F.Karagümrük 1-2 Lüleburgazspor
14 Eylül  Lüleburgazspor 3-0 Küçükköy
21 Eylül  Lüleburgazspor 3-1 Gölcükspor
24 Eylül  A. Üsküdar 1-1 Lüleburgazspor
1 Ekim   Lüleburgazspor 2-1 Kartal Belediyespor
5 Ekim   Tepecik 2-1 Lüleburgazspor
12 Ekim Lüleburgazspor 2-0 Orhangazi GB
19 Ekim Oyak Renault 0-3 Lüleburgzspor
26 Ekim Lüleburgazspor 2-1 Yalovaspor

İşte burada işler biraz değişiyor.

2 Kasım Lüleburgazspor 0-1 F.Karagümrük



Bu tarihte benim hiç anlamadığım ve hiç bir zaman da anlamayacağım şekilde kötü bir ivme kazanıyor. Önce 10. haftada hiç galibiyeti olmayan F.Karagümrük'e, bir sonraki hafta ise yine hiç galibiyeti olmayan Küçükköy'e kaybediyor.


Bir sonraki hafta yükselme grubu yolunda rakibimiz Gölcükspor'a yeniliyoruz ve Zeki hoca istifa ediyor. Gölcükspor yenilgisi kabul edilebilir fakat Karagümrük ve Küçükköy maçlarının kaybedilmesini anlayamıyorum.


 5 Kasım Küçükköy 3-0 Lüleburgazspor
12 Kasım Gölcükspor 1-0 Lüleburgazspor

Zeki hocanın istifasından sonra bir başka stajyer İsa Turan kontrat imzalıyor 20 Kasım 2008 tarihinde.
İsa Turan'ın teknik direktörlüğünde öyle ya da böyle yükselme grubuna yükselmeyi başardık. İşte bu da İsa Turan'ın Yükselme Grubu tablosu..


Öncelikle dikkat çekmek istediğim bir konu var üstteki tablo ile ilgili. Lüleburgazspor 10 maçta 19 gol atmış, 8 gol yemiş. İsa Turan geldikten sonra ise 7 gol yemişiz, attığımız gol ise 10.
Toplamda, 18 maç 11 galibiyet 2 beraberlik 5 yenilgi ile tamamlamışız kademe grubunu.


Hemen üstteki tablo ise ilk dört takımın direk üst lige çıktığı, sonraki dört takımın da playoff'a kaldığı yükselme grubu. Ve Lüleburgazspor olarak beraberlik şampiyonu olmuşuz.

Bütün bunlar sizin sayenizde olmuşken, bu takım en iyi halindeyken bile çıkamıyorken bizden ne istiyorsunuz ? Size güvenmemizi.

*        Sezon sonunda İsa Turan stajını başarı ile tamamlayıp Samsunspor'a sportif diröktör olarak atandı. Yerine yine aynı bölgelerden Ahmet Kazım Ertem hocamız getirildi. Ne Soner Boz'a verilen bir kadro verildi ne de İsa Turan'a verilen gibi bir kadro verildi. Başarı beklenildi.
Erçağ Evirgen satıldı, Talha Mayhoş satıldı, kaptan Gökhan satıldı, kaleci Burak alınamadı. Çıplak bir kadro Ahmet hocaya teslim edildi. 
-Bu durum biraz büyük kulüpleri andırıyor. Nasıl ki o kulüpler zorda kalınca öz evlat dedikler adamları göreve çağırırlar, ellerine çıplak bir kadro verirler ve başarı beklerler ya.. İşte tam böyle bir durum.-
 Neyse..

Ne dediler ? Parola 2. Lig..
Ne oldu ? 
Ligin bitimine haftalar kala havlu attık.

Ahmet hocanın ayrılmasını şahsım adına hiç istemedim. Bu sene yine takımın başında kalmasını istiyordum. Nitekim kaldı da ama yine eline çıplak bir kadro verildi. Adam ne yapsın ?
Bu sene parola neymiş ? Taşak.. Eıhhhmm, şafak.
2. Lig. Yersen aganigi naganigi.

Salı, Şubat 22

Lüleburgazspor - Hatayspor



Lüleburgazspor 4-0 Hatayspor




Goller :
11' Mehmet Uzun (P)
64' Cabir Coşar
77' Gükhan Güney
90' İsmail Kızılyer (K.K)

Uzun zaman sonra umut veren bir galibiyet oldu. Takımı tebrik ediyorum.
Maç yazısını trakyAtesi blogunda okuyabilirsiniz

Lüleburgazspor - Hatayspor (Erteleme Maçı)



22 Şubat 2011
13:30
Babaeski İlçe Stadı

Pazartesi, Şubat 21

Fenerbahçe Oyuncu Değerlendirmesi

Şimdi de Fenerbahçe'ye bir göz atalım.

Volkan Demirel : Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli kalecilerden birisi de Volkan Demirel.
Beşiktaş maçında yediği gollerde yapabileceği bir şey yoktu. Gol olan şutları çıkarmak o kadar kolay değildi. Onun dışında fazla sıkıntılı bir maç çıkardığını söyleyemem.
Sadece Almeida'nın şutunu çıkardı. Eğer o pozisyon gol olsaydı Beşiktaş farka gidebilirdi.

Gökhan Gönül : Uzun zamandır bu kadar pasif izlememiştim Gökhan'ı. Hafta başından beri idman yapmamıştı. Sakatlığı söz konusuydu. Maça çıkıp çıkmayacağı maç saati belli olacaktı.
Oynayamamasında etken bu mudur yoksa Simao'yu durdurmak için mi savunmada kaldı bilmiyorum. Eğer savunma yapmak için taktik icabı kaldıysa eksi not alacaktır. Bu kadar silik oynaması şaşırtıcıydı.

Diego Lugano : Bu tarz oyuncular taraftarı tarafından sevilir, rakip takım taraftarı için de çirkeftirler. Bu yüzden Fenerbahçeliler çok severken diğer takımın taraftarları nefret eder. Dün akşam da Ferrari ile girdikleri ikili mücadeleleri izledik her duran topta.
Hücumdaki kabiliyetinin yanında savunmada da takıma çok şey katıyor agresifliği ile. Bir çok kez Gökhan Gönül'den sıyrılan Quaresma ile karşı karşıya kaldılar. Quaresma'nın kaleye yönelmesine engel oldu. Fenerbahçe'nin en iyi olduğu bölgede oynuyor zaten. Yobo ile uyumları çok iyi.

Yobo : Uche ile Högh savunmasından sonra uzun zaman böyle bir ikiliye sahip olamadı Fenerbahçe. Yobo bu senenin en iyi transferi konumunda. Gerçekten harika oynuyor. Dün gece hatasız oynadı.

Andre Santos : Bu adamın oyununu hiç bir zaman benimseyemeyeceğim. Oynadığı mevkiye göre çok yavaş. Quaresma ile her karşı karşıya gelmelerinde çok fazla zorlandı. Hücuma çıktığında artistik hareket yapacağım diye atakları baltaladı. Dia ile anlaşmaları iyi değildi. Ne savunmada iyi oynadı ne de hücumda. Sahanın kötülerinden biriydi.

Mehmet Topuz : Kayseri maçındaki Mehmet'ten eser yoktu sahada. İlk yarı sona erdiğinde istatistiklerde 5,5km koştuğunu görünce çok şaşırmıştım. Çünkü sahada hiç görmedim Mehmet'i. Vasatın çok altında bir performans sergiledi. Taktik icabı sağ kanadı kullanmadıysa Fenerbahçe bilemiyorum ama sağ kanat hücumlarında bundan önceki haftalarda çok etkiliydiler. Bu maç Fenerbahçenin sağ, Beşiktaşın ise sol kanadı hiç yoktu sahada.

Selçuk Şahin : Hep derim, Allah insana Selçuk Şahin şansı versin diye. Hep böyle düşünürdüm. Ama Selçuk son haftalarda epey şaşırtıyor beni. Performansı çok iyi gidiyor. Dün akşam da sahada sırıtmadı. Hücum bazında yetersiz olsa da Beşiktaş orta sahasının Fenerbahçe oyun düzenini dağıtmasına engel olmaya çalıştı.

Emre Belözoğlu : Türk futbolunun asabi çocuğu.. Bir kaç haftadır sinirleri alınmış vaziyette sahadaki mücadelesine devam ediyor. Azizsilin denilen olay mı oldu bilemiyorum.
Akşam beklenen performansının çok altında bir performans sergiledi Emre. Sakatlığı nedeniyle eleştirmek istemiyorum. Çünkü sakat oynadığını biliyorum. Bu hafta Emre'yi es geçelim.

Issiar Dia : Maçın ilk yarısında Ekrem'in bulunduğu kanadı hallaç pamuğu gibi attı desek fazla abartmış olmayız. Sahanın en iyi oyuncu Dia'ydı. Sürati ve driplingleri çok iyiydi. Fakat o da son vuruşlarını, bitirici paslarını geliştirmeli. Bu gelişim Aykut hoca ile olur mu pek emin değilim.

Alex De Souza : Hep eleştirilir, hatta Türkiye liglerinin en çok eleştirilen futbolcularından biridir. Bu eleştirenler arasında kendimi de sayabilirim. Alex'in olduğu takım yavaşlar, oyunu soğutur diye düşünürüm. Hala da öyle düşünüyorum. Benim futbol karakterime uyan bir oyuncu değil.
Ama sezarın hakkı sezara..
Bu maçta sahanın en iyi oyuncuları arasında yer aldı.
Topu ayağına alışı, rakip baskı yaparken vücudunu topla rakip arasına koyuşu, topu saklayışı vs vs. Bu adamın ayağından topu almak gerçekten çok zor. Bir de bütün bunları üç golle süslemesi çok iyiydi.
Takım çökmek üzereyken arkadaşlarının ileri çıkmasını istemesi ve sonrasında kazanılan bir kornerde Ferrari'nin atılması ve komutayı eline alması sıradan bir futbolcunun yapacağı şeyler değildi.

Niang : Transferinde spekülasyonlar çok fazlaydı. Bu yaştaki bir adama bu kadar para verilir mi deniyordu.
Belki gol atamadı ama Beşiktaş savunmasını yerle bir etmeye çalıştı. Zaman zaman başarılı oldu, zaman zaman başarısız. Ama maçın genelinde iyiydi. Sol kanatta oynamadığında nasıl bir futbolcu olabileceğini Aykut Kocaman'a gösterdi.
Hele iki Beşiktaşlı futbolcuyu terse döndürüp 70 metre top sürüp yaptığı vuruş çok iyiydi.

Ve sıra geldi Aykut Kocaman'a..

Aykut Kocaman : Fenerbahçe'nin başına geldiğinde Türkiye'den de bir Alex Ferguson çıkar mı diye düşündüm. Çünkü camianın içinden gelen ve çok fazla destek alan bir adamdı. Zaman içerisinde istediği transferler yapıldı. Takımın çehresini değiştirdi, Brezilya hegemonyasına son verdi.
Sezon başında Alex'i göndermeye çalışması önceleri takımın dengesini bozdu. Sonrasında ise barış sağlandı ve Fenerbahçe bu halini aldı.

İlerisi için umut veriyor. Ama takımı geriye yaslama huyundan bir türlü vazgeçemedi. Bu şekilde puan kayıpları yaşadı. Bütün bunlara rağmen bu huyundan vazgeçemedi.

Saha içerindeki umursamaz tavrı, enerji yoksunluğu pasif gibi gösteriyor. Oyuncu değişiklikleri ile maç döndüremiyor, aksine önde götürdüğü maçlarda taraftarını sıkıntıya sokuyor. Tecrubesizliktir umarım. Yoksa ilerleyen zamanlarda büyük teknik direktör olamaz.

Hakemlere ayrı bir başlık açmanın gereği yok. Sadece hatalarının olduğu dakikaları ve bazı pozisyonları yazacağım.

*Ekrem Dağ'ın daha ilk dakikada sarı kart görmesi gerekiyordu. Haliyle 15. dakika dolaylarında oyundan atılması gerekiyordu.

*Beşiktaş'ın ikinci golünde Alex'e verilen elle oynama yanlış bir karardı. Akabinde gol geldi.

* 50-55 arasında Ferrari ile Lugano'nun bir pozisyonu vardı. O pozisyonda penaltı vermeliydi.

*63. dakikada Lugano'nun hareketi fauldü. Kırmızı kart doğru fakat penaltı yanlıştı.

* Son bölümlerde Gökhan Gönül 2. sarı kart ile atılmalıydı.

Son olarak hakemlerin sahadaki asli görevi oyunun akışını sağlamaktır. Avantaj kuralını gerektiği gibi uygulayamadılar. Bu şekilde de Beşiktaş'ın iki, Fenerbahçe'nin bir pozisyonu hakem düdüğüyle kesildi. O pozisyonların kesinlikle devam etmesi gerekiyordu.

Beşiktaş Oyuncu Değerlendirmesi

Futbol bir takım oyunudur nihayetinde. Fakat oyuncuların bireysel performansları da takım oyununa etki eder.
Bu yüzden oyuncu değerlendirmesi yapmak gerekiyor.
Önce ev sahibi Beşiktaş'tan başlayalım.

Rüştü Reçber : Yediği gollerin hiç birinde hatası yoktu. Hatta ilk yarıda çıkardığı bir kaç topla farkı önledi diyebiliriz. Böyle maçlarda kalecinin takımının en iyisi olarak lanse edilmesi takımı adına sıkıntıdır. İyi takımlarda kalecilerin takımının sahadaki en iyi oyuncusu olması kabul edilemez.

Ekrem Dağ : Attığı gol harikaydı. Hiç bir kalecinin uzanamayacağı yere muazzam bir vuruş yaptı. Fakat golden çok konuşulan maçın başında yaptığı müdahaleler oldu. İlk 15 dakikada oyundan atılması izleyicileri şaşırtacak bir durum olmazdı. O dakikalarda Guti'nin Ekrem'i uyarması ve bu dakikadan sonra Ekrem'in daha dikkatli savunması yapması Beşiktaş için pozitif bir durum aldı. Bütün bunlara rağmen maç içerisinde attığı gol ve sertlikleri dışında akılda kalan bir oyunu olmadı. Onun adına kötü bir maçtı. Erken sarı kart görmesi Dia'nın o kanadı koridora çevirmesine yol açtı.

İbrahim Toraman : Takımının iki golünden birini atan futbolculardan diğeri idi. Fakat savunmacıların asli görevi kalesini savunmaktır, gol atmak değil. Geçen hafta yaşanan olaylar, kaptanlığının alınması gibi etkenler moral olarak çökmesine yol açtı. Fenerbahçe'nin ileri ucuna karşı savunmada etkisizdi.

Matteo Ferrari : Beşiktaş'ın büyük umutlarla takıma kattığı bir savunmacı. Bu maçın kuşkusuz en kilit adamı oldu. Maç içerisinde Lugano ile bir çok ikili mücadeleye girdiler. Sürekli itiş kakış içindeydiler. Sonunda sinirlerine hakim olamayarak hem takımının skor üstünlüğünü kaybetmesine hem de takımının sahada bir kişi eksik olmasına sebep oldu. Bu maç onun bir facia idi.

İsmail Köybaşı : Simao'nun da gelmesiyle makina gibi işleyen Beşiktaş sol kanadının önemli adamlarından biri olmuştu. Simao ile çok iyi anlaşıyorlardı. Bu maç hayatının en kolay maçlarından birini oynadı. Çünkü Fenerbahçe sağ kanadı neredeyse hiç çalışmadı. Bu kadar rahat oynarken hücuma gerekli şekilde destek verememesi şaşırtıcıydı. Bu maç için İsmail de sınıfta kaldı.

Guti : Maçı çok geride kabul etti ve kendi sahasında oynadı. Fenerbahçe ceza sahasına giremedi. Zaten savunma yapan bir oyuncu değil. Bu yüzden geride kalması anlamsızdı. Fakat Guti'nin iyi paslar atabilmesi için ilerde oynaması gerekmiyor. Ekrem'e yaptığı asist gerçekten inanılmaz bir pastı. Beşiktaş takımının ayakta kalabilen oyuncularının başında geliyor.

Ernst : Eğer Beşiktaş 2008-2009 sezonunda şampiyon olduysa bu şampiyonluğun en önemli yapı taşı Ernst'tir. Formunun zirvesinde iken kesilen, onsuz olmayacağı konusunda karar kılınan, morali bitirilmiş şekilde takıma dahil edilen bir oyuncu. Bütün bunlara rağmen sahada elinden geleni yaptı. Fenerbahçe orta sahasının pasifize olmasındaki en önemli oyuncuydu. Bütün aksi durumlara rağmen Beşiktaş takımında ayakta kalan oyunculardan biri oldu.

Necip Uysal : Benim gözümde çok önemli bir değer. Beşiktaşlıların sahip çıkması gereken değerlerin başında geliyor.
Bu maçta görevi Alex'i durdurmaktı. Maçın belli bölümlerinde başarılı da oldu. Kendi kalesine attığı golü talihsizlik olarak nitelemek, görmezden gelmek gerekiyor. Necip gibi oyuncular kolay kazanılmıyor.
Alex'in ayağından gelen goller Necip çıktıktan sonra gibi görünse de dağılmış Beşiktaş takımı Necip ile de bir şey yapamazdı. Bu yüzden bu çocuğa sahip çıkılmalı.

Ricardo Quaresma : Fizik olarak Beşiktaş'ın en iyi oyuncusu gibi görünüyor. 90 dakika koşuyor. Güzel çalımlar atıyor. Bu çalımlarla ceza sahasına giriyor. Bütün bunları yaptıktan sonra öyle bir şut çıkartıyor ki şaşırıp kalıyorsun. Son vuruşa kadar çok iyi geliyor ama son harekette başarısız oluyor. Ne önemli bir pas atıyor ne de güzel bir gol vuruşu yapabiliyor.
Takım oyununu önemsemediğini düşünüyorum, Quaresma kendisi için oynuyor. Fenerbahçe maçında da böyle oynadı. Sürekli kanat değiştirdi. Fenerbahçe savunmasının dengesini bozdu. Son hareketlerdeki başarısızlığı nedeniyle Beşiktaş adına skora etki edemedi. Her ne kadar etki edemese de sonuç itibari ile o Quaresma.. Her an etki edebilir. Bu yüzden sabredildiğini düşünüyorum. Ama ligte şuana dek 1 gol atabilmiş olması istatistiği de göz ardı edilmemeli. Quaresma'ya çekidüzen verilmeli.

Simao Sabrosa : Geldiğinden bu yana bu kadar etkisiz kaldığı bir maç olmamıştı. Sahada gezinip durdu. Sadece ikinci golde frikiğin başına geçtiğinde gördüm. Onun dışında önemli bir hareketi olmadı. Bunda Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz'un hiç atağa çıkmaması da etkendi. Zaten maç boyunca o kanadı unuttuk.

Hugo Almeida : Bu adama öyle ceza sahası dışında top atmayacaksın. Rakibini boğduğun maçların santraforu olabilir çünkü. Sen ne kadar çok hücumcu ile oynarsan Almeida o kadar iyi oynar. Çünkü son vuruş yapabilecek bir oyuncu, topu taşıyıp gol atabilecek değil. Bu yüzden tek forvet oynaması halinde yararlı olamıyor. Akşam da 3-5 metre taşıdığı topa yaptığı vuruşu gördük ve tamamen oyun yapısı konusunda fikir sahibi olduk. Bu adam böyle oynayamaz, oynadığında yararlı olamaz. Quaresma'nın biraz daha ona yakın oynaması gerekiyor. Hugo Almeida gibi bir forvetin varsa hücum hattında safları sıklaştırmak zorundasın. Yoksa gol atamaz.

Bernd Schuster : Kuşkusuz Real Madrid'te teknik direktörlük yapmak ile Beşiktaş'ta yapmak arasında fark var. Hatta biraz daha ileri götürürsek İspanya ligi ile Türkiye ligi arasında epey fark var. Schuster'in Getafe ile yaptıklarına da şahit olduk. Bu yüzden kötü bir hoca demeye gönlüm razı gelmiyor. Ama Schuster çok vurdum duymaz bir adam. Maçlara yeteri kadar hazırlandığını düşünmüyorum.

Eğer biraz daha iyi hazırlanmış olsaydı Almeida değil Bobo ile çıkardı sahaya. Almeida da tek forvet bağlamında ısrarcı olmak hataydı. Adam kaç maçtır oynuyor bu şekilde etkili olmuyor. Bunu görmek için futbol uleması olmaya gerek yok. İşine gerekli özeni göstermek kafi.

Quaresma'ya çık ve oyna diyor sanırım. Çünkü bu oyunun başka bir açıklaması yok. Quaresma'nın büyük takımlarda varlık gösterememesinin sebebi de bu. Oralarda hiç bir hoca çık ve oyna demiyor, takım oyununa katkıda bulunması isteniyor. Bu şekilde oynatınca da taraftar Quaresma'yı seviyor ama takıma bir katkı sağlayamıyor.

Üç kulvarda oynuyoruz, rotasyonu sağlamak gerekiyor diye diye kemikleşmesi engelleniyor Beşiktaş takımının. Burada sorun Schusterden kaynaklanıyor. Büyük hoca olmanın yolu bu değil. Schuster gönderilmek için takımı sabote edebilir gibi komplo teorileri bile üretilmeye başlandı. Sivok ve Bobo'nun kadroda dahi olmaması insanların aklında soru işaretleri bırakıyor.


Beşiktaş - Fenerbahçe ( 2-4 )

Güzel maç oldu mu, olmadı mı ?
Bu sorudan önce yine dillerde hakem var.
Maçtan önce herkesin temennisi "hakem konuşmaz umarım" idi. Fakat hakem konuşuluyor, konuşulmalı..
Ama konuşuluyor.
Hakemin sonuca direk etki ettiği bir gerçek.

Maçın teknik analizini yaparsak Beşiktaş beklenin altında bir performans göstererek başladı maça. Sahada silik bir Beşiktaş vardı. Sahanın her yerinde basan bir Fenerbahçe karşısında teslim bayrağını ilk yarım saatte çekti.
Bu teslim oluş Fenerbahçe'nin geriye yaslanmasına kadar devam etti.

*Ara Not: Geçenlerde Chelsea maçında hakem Chelseali futbolcuya ilk dakika içinde sarı kartı göstermişti/gösterebilmişti. Ne zaman bir derbi maçında hakem ilk dakika içinde sarı kart gösterebilirse o zaman Türk hakemliği ulvi seviyeye ulaşacaktır.
Daha golü atmadan Ekrem'in sarı kart görmesi gerekiyordu. Hatta 15. dakikada da atılması gerekiyordu. Nitekim aynı Ekrem beraberlik golünün sahibi oldu 43. dakikada.

Aykut Kocaman'ın futbolu çirkinleştiren bir huyu var. Karşısındaki takımın kim olduğunun hiç bir önemi yok. Fenerbahçe skor üstünlüğünü yakaladığı an geri yaslanıyor. Rakip takımın oynamasına izin veriyor. Bu sayede rakip takım yenilgi şokundan çabuk kurtuluyor ve Fenerbahçe kalesine yüklenmeye başlıyor. Böyle olunca da gol yemeniz kaçınılmaz oluyor.

Aslında bu bağlamda futbolu boksa benzetebiliriz. Rakibine aparkatı vurduktan sonra köşesine çekilip rakibinin ayılmasını bekleyen bir boksör gördünüz mü ? Fenerbahçe'ye bakın göreceksiniz.

İkinci yarının hemen başında gelen golde frikik kararı bana göre tartışmalı. Elin topa doğru bir hareketi yok. Kolun açık olduğunu kabul edebilirim fakat o mesafeden o el verilmez, verilmemeliydi. Bu bir çarpmadır.

Fenerbahçe kalesinde açık verip gol ararken Beşiktaş'ın Almeida ile yararlanamadığı bir pozisyon var ki o da maçın kırılma anlarından birisi. Zaten Alex de ifade etmiş. O poziyon gol olsaydı Beşiktaş farka gidebilirdi.

Ve ardından gelen kırmızı kart ve penaltı..
Penaltı için bir şey diyemeyeceğim. Çünkü öncesinde Lugano'nun faul yaptığını düşünüyorum. Ama Ferrari'nin hareketi kesinlikle kırmızı karttı. Bu da bir başka kırılma anı oldu.

Daha önce Schuster'in Türkiye Ligini küçümsediğini düşündüğümü söylemiştim. Bu maç da ortaya koydu ki Schuster Fenerbahçe'yi analiz etmemiş. Bir derbi maça bile gerektiği kadar hazırlanmayan bir antrenörün arkasında durulması gerektiğine inanmıyorum. İstikrar da bir derece önemli kalıyor bu pozisyonda. Gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu derece önemli bir kadroyu ancak bu kadar kötü idare edebilirsiniz. Takımda kaldığı her gün daha da bataklığa sürüklenecektir. Tabi bir yandan da öz evlat korkusu hakim. Günlük idarecilere teslim edilecekse takım Schuster'in kalması daha iyi olur.

Sonuç olarak Fenerbahçe 4-2 galip geldi.
Hakem futboldan daha çok konuşuldu.
Schuster ve Aykut kendilerini ispatladılar. İkisi de iyi antrenör ya da iyi taktisyen değiller.
Ya da Schuster iyi olabilir de fazla önemsemiyor ama Aykut kötü.

Aykut Fenerbahçe'nin başına gelirken aklımda Fenerbahçe'nin Alex Ferguson'u olur mu diye düşünceler vardı.
Biraz umudum kırıldı diyebilirim.
Bakalım ilerleyen zamanlar neyi gösterecek.

***

İlkkan'ın biralar biterken yazıya da son vereyim.
Teşekkürler kardeşim..

Pazar, Şubat 20

Düvenciler Lisesi - Marmara Üniversitesi ( 4-0 )

Düvenciler fırtınası esmeye devam ediyor, edecek.
Bu beylik lafları sıralattırıyorlar bize.
Formanın hakkı ne ise sonuna kadar veriyorlar.
Helal olsun hepsine.

Hangisini saysam, hangisini övsem şaşırıyorum. Hepsi birbirinden özenle çıkıyorlar sahaya, hepsi birbirinden çalışkan, hepsi birbirinden profesyonel.

Sportif anlamda başarısız sayılabilecek bir kente unutulmayacak şekilde yazdırıyorlar isimlerini. Altın puntolarla hem de.. Belli bir yaşın üstü bu başarıları özlemiştir. Benim yaşımdakiler de hiç görmeyip de görmek istediği başarıları görüyorlar Düvenciler ile.

Maçın başlarında Marmara Üniversitesi zorladı takımımızı. Başa baş mücadele edebiliyorlardı. Zaten devre arasıyla birlikte yaptıkları transferlerle iyi bir başlangıç yaptılar. Bu maça kadar üçte üç ile geliyorlardı. Maçın kırılma noktası Düvenciler Lisesinin kazandığı penaltı oldu.

Topun başına Bahar geçti. Traftarlardan gelen Ebi sesleri üzerine topu Ebi'ye bıraktı. Fakat bu tezahürata biraz bozuldu sanıyorum. Bu dakikadan sonra oyundan düştü. Şunu belirtmek istiyorum ki bu takımdaki bütün kızları çok seviyoruz, birbirinden ayıramıyoruz. Ebi forma numarası nedeniyle şuan ilgi odağımız gibi görünüyor fakat bütün kızlarımız birbirinden değerliler. Sonraki bölümlerde Bahar'ın gönlünü almaya çalıştık, ne derece başarılı olduk bilemiyorum. Umarım Bahar bu yazıyı okur ve alta yorum olarak düşer affedildiğimizi.

Bu gol maçın kırılma noktalarından biriydi. Bahar'ın oyundan düşmesiyle en iyi işleyen tarafımız olan sağ kanat aksamaya başladı. Göbekten hücum etmeye çalıştık. Bahar'ın yaptığı bindirmeler kadar başarılı olmasa da yine de etkiliydik Marmara Üniversitesi kalesinde önemli pozisyonlar bulduk. Bu pozisyonların sonucunda Duygu ile golü bulduk. Bu gol de maçın ikinci dönüm noktası oldu ve maçı kopardı. Marmara Üniversitesi'nin gardı düştü ve gollerimiz ardı ardına geldi. Esra'nın golü ayakta alkışlanacak cinstendi. Kendisini buradan da tebrik ediyorum.

Son golü de yine Duygu'nun ayağından kazandık. Sağ taraftan gelen ortaya çok güzel bir vuruş yaptı. Deyim yerindeyse topu ve Marmara Üniversitesi kalecisinin eldivenlerini tavan astı-bu maçlık-.

Bu güzel galibiyet için teşekkür ediyoruz bütün kızlarımıza.

** Haa deyinmeden edemeyeceğim. Kapalı tribünde Düvenciler Lisesine tezahürat yapan kardeşlerimizi görmek çok güzeldi. Hep erkekler bağıracak değil ya.