beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Kasım 29

A be lüle, n'oldu büle, çabuk süle...
Radikal Spor'daki Türkiye Kupası yazı dizisi devam ediyor. Sezgin Rızaoğlu yazdı...  
Yazı dizimizin bugünkü bölümünde bir kupa efsanesi olan Lüleburgazspor'un 1979-80 sezonunda yazdığı destana göz atıyoruz. Bir başka konu başlığımız da 2. Lig takımı olmasına rağmen kupayı kazanan Ankaragücü. Sarı-Lacivertliler'in bu başarısını '12 Eylül cuntacıları', ''Buyurun Birinci Lig'e'' diyerek taçlandırmıştı.
“Bir takım çıktı. Mütevazı bir kent takımı... Hani fotoğraf çektirmek için bile İstanbul 'un üç büyüklerinin yanına sokulamazdı bu takım... Fakat Türkiye Kupası'nda kura cilvesi karşı karşıya getirmişti onları. O mütevazı takım geldi, İstanbul'un göbeğinde o üç büyüklerden birini kupanın dışına itiverdi... Sonra da ikincisini...” der Halit Kıvanç ‘Gool diye diye’ kitabında, 1979–80 sezonundaki Türkiye Kupası’nı anlatırken.
35.000 nüfuslu bir kentin temsilcisi olan o takım, Lüleburgazspor’dur. O yıl, İkinci Lig’deki ilk sezonlarıdır. Mütevazı kadrosuyla takım ligde küme düşmeme mücadelesi veriyordur. Türkiye Kupası ise ikinci plandadır. İlk turda evlerinde Karabükspor'u 4-0'la geçer. İkinci turda ise Boluspor'u 3–2 mağlup ederek tur atlar ve Serpil Hamdi Tüzün’ün çalıştırdığı Beşiktaş ’la eşleşir. Artık mücadele iki maç üzerindendir. Trakya temsilcisinin toprak sahasında oynanan ilk maç golsüz berabere biter. Hatta Beşiktaşlı Mehmet Ekşi’nin saha toprak olduğu için karşılaşmaya çıkma konusunda nazlandığı söylenir.
İstanbul’daki rövanş için Lüleburgaz’a şans verilmez. Ama 90 dakikanın sonunda İnönü’deki skor tabelası 2–1 ile Lüleburgaz’ın bir üst tura çıktığını gösterir. Üstelik takım, daha 18. saniyede Beşiktaş’a gol atmayı başarır. Büyük başarıya imza atan o takımın unutulmaz oyuncularından biri olan İsa Gabralı, bir dergiye verdiği röportajda o maçtaki galibiyet taktiğini şöyle anlatır: “O yıllarda en iyi yaptığımız işlerden biri Hollanda Milli Takımı'nın kullandığı ofsayt taktiğini uygulamaktı. Bu tuzağa Beşiktaşlılar ve özellikle de bugün aramızda olmayan santrfor Bora sık sık düştü.”
Lüleburgazspor bu büyük zaferin ardından Mersin temsilcisi Tarsus İdmanyurdu ile eşleşir. Sahasında ilk maçı 2–0 kazanan Trakya ekibi rövanşta 2–1 yenilmesine karşın çeyrek finale yükselir. Rakip Ziya Şengül yönetimindeki Fenerbahçe ’dir. İlk maç evlerindedir ve 0–0 biter.
19 Mart 1980'de oynanan rövanş maçının yeri, Lüleburgazlı futbolcuların yakından bildiği İnönü Stadı’dır. Fenerbahçe maça iyi başlar, daha 10 dakikada Raşit Çetiner’le golü bulur. Ama Trakya ekibi yılmaz. 38 dakikada Musa Gabralı’nın golüyle cevap verirler. İlk yarı 1–1 berabere biter. İkinci yarı Fenerbahçe yine saldırır. Akın üstüne akın ama Lüleburgaz kaleyi sonuna kadar savunur. Kadrosundaki Musa ve İsa’dan dolayı “Peygamberler Takımı” denilen Lüleburgazspor’u sanki ruhani bir güç koruyordur. Mücadele 1–1 biter ve Lüleburgazspor averajla yarı finale çıkar. Küçük bir kasaba takımı, aynı sezonda iki İstanbul devini saf dışı bırakır. Ertesi gün bir gazetede “A be lüle, n'oldu büle, çabuk süle…” başlığının atılmasına vesile olur. Ardından yarı finalde Galatasaray ’la eşleşmeyi bekleyen takım, Altay’la oynar. Sahadan 4–1 ve 2–0 mağlubiyetlerle ayrılan takım, kupaya veda eder ama Türkiye Kupası tarihine geçer.
(...)
 
TribünDergi kaynaklıdır.

Pazartesi, Şubat 21

Beşiktaş Oyuncu Değerlendirmesi

Futbol bir takım oyunudur nihayetinde. Fakat oyuncuların bireysel performansları da takım oyununa etki eder.
Bu yüzden oyuncu değerlendirmesi yapmak gerekiyor.
Önce ev sahibi Beşiktaş'tan başlayalım.

Rüştü Reçber : Yediği gollerin hiç birinde hatası yoktu. Hatta ilk yarıda çıkardığı bir kaç topla farkı önledi diyebiliriz. Böyle maçlarda kalecinin takımının en iyisi olarak lanse edilmesi takımı adına sıkıntıdır. İyi takımlarda kalecilerin takımının sahadaki en iyi oyuncusu olması kabul edilemez.

Ekrem Dağ : Attığı gol harikaydı. Hiç bir kalecinin uzanamayacağı yere muazzam bir vuruş yaptı. Fakat golden çok konuşulan maçın başında yaptığı müdahaleler oldu. İlk 15 dakikada oyundan atılması izleyicileri şaşırtacak bir durum olmazdı. O dakikalarda Guti'nin Ekrem'i uyarması ve bu dakikadan sonra Ekrem'in daha dikkatli savunması yapması Beşiktaş için pozitif bir durum aldı. Bütün bunlara rağmen maç içerisinde attığı gol ve sertlikleri dışında akılda kalan bir oyunu olmadı. Onun adına kötü bir maçtı. Erken sarı kart görmesi Dia'nın o kanadı koridora çevirmesine yol açtı.

İbrahim Toraman : Takımının iki golünden birini atan futbolculardan diğeri idi. Fakat savunmacıların asli görevi kalesini savunmaktır, gol atmak değil. Geçen hafta yaşanan olaylar, kaptanlığının alınması gibi etkenler moral olarak çökmesine yol açtı. Fenerbahçe'nin ileri ucuna karşı savunmada etkisizdi.

Matteo Ferrari : Beşiktaş'ın büyük umutlarla takıma kattığı bir savunmacı. Bu maçın kuşkusuz en kilit adamı oldu. Maç içerisinde Lugano ile bir çok ikili mücadeleye girdiler. Sürekli itiş kakış içindeydiler. Sonunda sinirlerine hakim olamayarak hem takımının skor üstünlüğünü kaybetmesine hem de takımının sahada bir kişi eksik olmasına sebep oldu. Bu maç onun bir facia idi.

İsmail Köybaşı : Simao'nun da gelmesiyle makina gibi işleyen Beşiktaş sol kanadının önemli adamlarından biri olmuştu. Simao ile çok iyi anlaşıyorlardı. Bu maç hayatının en kolay maçlarından birini oynadı. Çünkü Fenerbahçe sağ kanadı neredeyse hiç çalışmadı. Bu kadar rahat oynarken hücuma gerekli şekilde destek verememesi şaşırtıcıydı. Bu maç için İsmail de sınıfta kaldı.

Guti : Maçı çok geride kabul etti ve kendi sahasında oynadı. Fenerbahçe ceza sahasına giremedi. Zaten savunma yapan bir oyuncu değil. Bu yüzden geride kalması anlamsızdı. Fakat Guti'nin iyi paslar atabilmesi için ilerde oynaması gerekmiyor. Ekrem'e yaptığı asist gerçekten inanılmaz bir pastı. Beşiktaş takımının ayakta kalabilen oyuncularının başında geliyor.

Ernst : Eğer Beşiktaş 2008-2009 sezonunda şampiyon olduysa bu şampiyonluğun en önemli yapı taşı Ernst'tir. Formunun zirvesinde iken kesilen, onsuz olmayacağı konusunda karar kılınan, morali bitirilmiş şekilde takıma dahil edilen bir oyuncu. Bütün bunlara rağmen sahada elinden geleni yaptı. Fenerbahçe orta sahasının pasifize olmasındaki en önemli oyuncuydu. Bütün aksi durumlara rağmen Beşiktaş takımında ayakta kalan oyunculardan biri oldu.

Necip Uysal : Benim gözümde çok önemli bir değer. Beşiktaşlıların sahip çıkması gereken değerlerin başında geliyor.
Bu maçta görevi Alex'i durdurmaktı. Maçın belli bölümlerinde başarılı da oldu. Kendi kalesine attığı golü talihsizlik olarak nitelemek, görmezden gelmek gerekiyor. Necip gibi oyuncular kolay kazanılmıyor.
Alex'in ayağından gelen goller Necip çıktıktan sonra gibi görünse de dağılmış Beşiktaş takımı Necip ile de bir şey yapamazdı. Bu yüzden bu çocuğa sahip çıkılmalı.

Ricardo Quaresma : Fizik olarak Beşiktaş'ın en iyi oyuncusu gibi görünüyor. 90 dakika koşuyor. Güzel çalımlar atıyor. Bu çalımlarla ceza sahasına giriyor. Bütün bunları yaptıktan sonra öyle bir şut çıkartıyor ki şaşırıp kalıyorsun. Son vuruşa kadar çok iyi geliyor ama son harekette başarısız oluyor. Ne önemli bir pas atıyor ne de güzel bir gol vuruşu yapabiliyor.
Takım oyununu önemsemediğini düşünüyorum, Quaresma kendisi için oynuyor. Fenerbahçe maçında da böyle oynadı. Sürekli kanat değiştirdi. Fenerbahçe savunmasının dengesini bozdu. Son hareketlerdeki başarısızlığı nedeniyle Beşiktaş adına skora etki edemedi. Her ne kadar etki edemese de sonuç itibari ile o Quaresma.. Her an etki edebilir. Bu yüzden sabredildiğini düşünüyorum. Ama ligte şuana dek 1 gol atabilmiş olması istatistiği de göz ardı edilmemeli. Quaresma'ya çekidüzen verilmeli.

Simao Sabrosa : Geldiğinden bu yana bu kadar etkisiz kaldığı bir maç olmamıştı. Sahada gezinip durdu. Sadece ikinci golde frikiğin başına geçtiğinde gördüm. Onun dışında önemli bir hareketi olmadı. Bunda Gökhan Gönül ve Mehmet Topuz'un hiç atağa çıkmaması da etkendi. Zaten maç boyunca o kanadı unuttuk.

Hugo Almeida : Bu adama öyle ceza sahası dışında top atmayacaksın. Rakibini boğduğun maçların santraforu olabilir çünkü. Sen ne kadar çok hücumcu ile oynarsan Almeida o kadar iyi oynar. Çünkü son vuruş yapabilecek bir oyuncu, topu taşıyıp gol atabilecek değil. Bu yüzden tek forvet oynaması halinde yararlı olamıyor. Akşam da 3-5 metre taşıdığı topa yaptığı vuruşu gördük ve tamamen oyun yapısı konusunda fikir sahibi olduk. Bu adam böyle oynayamaz, oynadığında yararlı olamaz. Quaresma'nın biraz daha ona yakın oynaması gerekiyor. Hugo Almeida gibi bir forvetin varsa hücum hattında safları sıklaştırmak zorundasın. Yoksa gol atamaz.

Bernd Schuster : Kuşkusuz Real Madrid'te teknik direktörlük yapmak ile Beşiktaş'ta yapmak arasında fark var. Hatta biraz daha ileri götürürsek İspanya ligi ile Türkiye ligi arasında epey fark var. Schuster'in Getafe ile yaptıklarına da şahit olduk. Bu yüzden kötü bir hoca demeye gönlüm razı gelmiyor. Ama Schuster çok vurdum duymaz bir adam. Maçlara yeteri kadar hazırlandığını düşünmüyorum.

Eğer biraz daha iyi hazırlanmış olsaydı Almeida değil Bobo ile çıkardı sahaya. Almeida da tek forvet bağlamında ısrarcı olmak hataydı. Adam kaç maçtır oynuyor bu şekilde etkili olmuyor. Bunu görmek için futbol uleması olmaya gerek yok. İşine gerekli özeni göstermek kafi.

Quaresma'ya çık ve oyna diyor sanırım. Çünkü bu oyunun başka bir açıklaması yok. Quaresma'nın büyük takımlarda varlık gösterememesinin sebebi de bu. Oralarda hiç bir hoca çık ve oyna demiyor, takım oyununa katkıda bulunması isteniyor. Bu şekilde oynatınca da taraftar Quaresma'yı seviyor ama takıma bir katkı sağlayamıyor.

Üç kulvarda oynuyoruz, rotasyonu sağlamak gerekiyor diye diye kemikleşmesi engelleniyor Beşiktaş takımının. Burada sorun Schusterden kaynaklanıyor. Büyük hoca olmanın yolu bu değil. Schuster gönderilmek için takımı sabote edebilir gibi komplo teorileri bile üretilmeye başlandı. Sivok ve Bobo'nun kadroda dahi olmaması insanların aklında soru işaretleri bırakıyor.


Beşiktaş - Fenerbahçe ( 2-4 )

Güzel maç oldu mu, olmadı mı ?
Bu sorudan önce yine dillerde hakem var.
Maçtan önce herkesin temennisi "hakem konuşmaz umarım" idi. Fakat hakem konuşuluyor, konuşulmalı..
Ama konuşuluyor.
Hakemin sonuca direk etki ettiği bir gerçek.

Maçın teknik analizini yaparsak Beşiktaş beklenin altında bir performans göstererek başladı maça. Sahada silik bir Beşiktaş vardı. Sahanın her yerinde basan bir Fenerbahçe karşısında teslim bayrağını ilk yarım saatte çekti.
Bu teslim oluş Fenerbahçe'nin geriye yaslanmasına kadar devam etti.

*Ara Not: Geçenlerde Chelsea maçında hakem Chelseali futbolcuya ilk dakika içinde sarı kartı göstermişti/gösterebilmişti. Ne zaman bir derbi maçında hakem ilk dakika içinde sarı kart gösterebilirse o zaman Türk hakemliği ulvi seviyeye ulaşacaktır.
Daha golü atmadan Ekrem'in sarı kart görmesi gerekiyordu. Hatta 15. dakikada da atılması gerekiyordu. Nitekim aynı Ekrem beraberlik golünün sahibi oldu 43. dakikada.

Aykut Kocaman'ın futbolu çirkinleştiren bir huyu var. Karşısındaki takımın kim olduğunun hiç bir önemi yok. Fenerbahçe skor üstünlüğünü yakaladığı an geri yaslanıyor. Rakip takımın oynamasına izin veriyor. Bu sayede rakip takım yenilgi şokundan çabuk kurtuluyor ve Fenerbahçe kalesine yüklenmeye başlıyor. Böyle olunca da gol yemeniz kaçınılmaz oluyor.

Aslında bu bağlamda futbolu boksa benzetebiliriz. Rakibine aparkatı vurduktan sonra köşesine çekilip rakibinin ayılmasını bekleyen bir boksör gördünüz mü ? Fenerbahçe'ye bakın göreceksiniz.

İkinci yarının hemen başında gelen golde frikik kararı bana göre tartışmalı. Elin topa doğru bir hareketi yok. Kolun açık olduğunu kabul edebilirim fakat o mesafeden o el verilmez, verilmemeliydi. Bu bir çarpmadır.

Fenerbahçe kalesinde açık verip gol ararken Beşiktaş'ın Almeida ile yararlanamadığı bir pozisyon var ki o da maçın kırılma anlarından birisi. Zaten Alex de ifade etmiş. O poziyon gol olsaydı Beşiktaş farka gidebilirdi.

Ve ardından gelen kırmızı kart ve penaltı..
Penaltı için bir şey diyemeyeceğim. Çünkü öncesinde Lugano'nun faul yaptığını düşünüyorum. Ama Ferrari'nin hareketi kesinlikle kırmızı karttı. Bu da bir başka kırılma anı oldu.

Daha önce Schuster'in Türkiye Ligini küçümsediğini düşündüğümü söylemiştim. Bu maç da ortaya koydu ki Schuster Fenerbahçe'yi analiz etmemiş. Bir derbi maça bile gerektiği kadar hazırlanmayan bir antrenörün arkasında durulması gerektiğine inanmıyorum. İstikrar da bir derece önemli kalıyor bu pozisyonda. Gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu derece önemli bir kadroyu ancak bu kadar kötü idare edebilirsiniz. Takımda kaldığı her gün daha da bataklığa sürüklenecektir. Tabi bir yandan da öz evlat korkusu hakim. Günlük idarecilere teslim edilecekse takım Schuster'in kalması daha iyi olur.

Sonuç olarak Fenerbahçe 4-2 galip geldi.
Hakem futboldan daha çok konuşuldu.
Schuster ve Aykut kendilerini ispatladılar. İkisi de iyi antrenör ya da iyi taktisyen değiller.
Ya da Schuster iyi olabilir de fazla önemsemiyor ama Aykut kötü.

Aykut Fenerbahçe'nin başına gelirken aklımda Fenerbahçe'nin Alex Ferguson'u olur mu diye düşünceler vardı.
Biraz umudum kırıldı diyebilirim.
Bakalım ilerleyen zamanlar neyi gösterecek.

***

İlkkan'ın biralar biterken yazıya da son vereyim.
Teşekkürler kardeşim..

Salı, Şubat 15

Beşiktaş - Fenerbahçe

Şimdiye kadar elimden geldiği kadar derbi maçlarına değinmeye çalıştım. 
Yine önümüzde bir derbi maçı var. 
Beşiktaş JK - Fenerbahçe..



Maç 20 Şubat 2011 tarihinde İnönü stadyumunda oynanacak.
İki takım bugüne dek 325 maçta karşı karşıya gelmiş. Bu maçlardan 118'ini Beşiktaş JK, Fenerbahçe ise 122 maçı kazanmıştır. 85 müsabakada ise son düdük beraberliğe çalınmış.

Beşiktaş bu sene efsane denecek bir kadroya sahip. Sezon başında yapılan transferler devre arası transferleri ile harmanlandı. Guti'nin oyuna etkisi çok güzel. Kanatlardan Quaresma ve Simao ile yapılan hücumlar çok tehlike yaratıyor. İleri uçta ise gidişiyle Werder Bremen'i gol yollarında sıkıntıya sokan Hugo Almeida var.
Orta alandan ilerisi ile komplike bir takım Beşiktaş. Ama orta alandan gerisi de bir o kadar kötü.

Fenerbahçe ise skor üstünlüğünü elde ettiği andan itibaren oyunu soğutan bir takım hüviyetinde.
Tam saha pres ile başlıyorlar. Rakibi bunaltıyorlar. Golü atıp geriye yaslanıyorlar. Bir çok maçın son dakikalarında sıkıntı yaşıyorlar. Çünkü geri yaslanmaları rakibin özgüvenini arttırıyor.
Kayserispor karşısında ilk 20 dakika çok iyi mücadele ettiler. Skor üstünlüğünü yakaladıktan sonra geri yaslandılar. Ara ara tempoyu yükseltseler de yeterli düzeyde değillerdi.

Sonuç olarak derbi maçların öncesi ya da sonrası yoktur. O günkü psikoloji en önemli etkendir. Bu yüzden de her zaman üç sonuca açık maçlardır. Ben maçın çok hareketli bir maç olacağını düşünmüyorum. Schuster ligimizi küçümsüyor. Bu yüzden yeteri kadar hazırlanmayacağını düşünüyorum. Aykut Kocaman da savunma önlemleri alacaktır. Bu yüzden maçın orta saha maçı olacağı kanısındayım.

En Farklı Skorlar:

Beşiktaş 0-5 Fenerbahçe ( 1930 İL )
Beşiktaş 7-1 Fenerbahçe ( 1941 Dörtler K )
Beşiktaş 0-7 Fenerbahçe (1958 ÖM )


Aralarında ki 5 maç hükmen galibiyetle sonuçlanmıştır. Bu hükmen galibiyetlerin 3 tanesi Fenerbahçe lehine iken 2 tanesi Beşiktaş lehinedir.





Aralarında ki en gollü maç ise 11 Ağustos 1974 tarihinde TSYD kupasında oynanmıştır ve Beşiktaş maçı 5-4 kazanmıştır.




Bakalım bu maçı kim, hangi skorla galip kapatacak. Ya da berabere biterse nasıl bir sonuç çıkacak ortaya. Bekleyip göreceğiz 22. haftanın sonunda.



Cuma, Şubat 12

Adam değilSİN ANcak ötersin.


Yıldırım Demirören'i desteklediğini belirten Engin, ayrıca, "Yıldırım Demirören'i dışarıdan destekliyorum. Kulüpte görev almak istersem alırım da. Görevimi kendim bırakmıştım zaten, yönetimi dışarıdan desteklemeye devam edeceğim" dedi.
Ya sen ne yüzsüz herifsin.Başımızdaki yetmiyormuş gibi bir de sen.Bıktık ulan senden rahat bırak bizi.
(resim Ekşi Beşiktaş'tan)

Salı, Ocak 12

Beşiktaş yan gelip yatma yeri değildir!!



(Bu yazı fena halde Beşiktaş yazısıdır)
Öncelikle Kasımpaşalı futbolcuları ve Yılmaz Vural'ı tebrik ederim.
Sonraaaaaaa
Ayakta duramayan Nihat'ı
Top tutmayı bilmeyen Uğur'u
Pozisyon almayı bilmeyen Ramazan'ı
İsteksiz Tello'yu
Gol atamayan Nobre'yi
Bunları oyuna süren Mustafa Hoca'yı
Ve en önemlisi önüne gelene para saçan kazanamazsam geri alırım küstüm oynamıyorum alın misketleri verin tasolarımı diyen ve bu kadar başarılı(!) insanları bir takımda buluşturma başarısını gösteren Demirören'i
Kutlarım...

Salı, Aralık 22

Seni andım bu gece. Kulakların çınlasın.



Ne zaman bir Türkiye Kupası muhabbeti açılsa aklımıza gelen iki şey olur
1-(Ortamda Fenerbahçeli varsa) "Kaç sene oldu Fenerbahçe alamadı." "Kesin bu sene alır."
2-Lüleburgazspor.Birde orada bir muhabbet daha döner "Oğlum var ya Galatasaray gelseydi kesin elerdik. Kupayı da alırdık."
Yine bir Türkiye Kupası haftası.İsmi değişse de biz hep hatırlayacağız.1979-1980 sezonunu.

Kupa Programı

22 Aralık Salı
17:30 Antalyaspor-Eskişehirspor TRT
20:30 Manisaspor-Beşiktaş TRT

23 Aralık Çarşamba
13:30 Giresunspor - Bursaspor
Konya Şeker - Kasımpaşa
Denizli Bld - Ankaragücü
Sivasspor - Tarsus İdman Yurdu
18:30 Fenerbahçe - Altay TRT
21:30 Galatasaray - Trabzonspor TRT

Perşembe, Kasım 26

Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Beşiktaş...

Seneryosunu Vedat ÖZDEMİROĞLU'nun yazdığı Beşiktaş ile ilgili kısa film. Elinize sağlık...

Ertem "ŞEN"er


ManU galibiyetinin futbolcular ve teknik heyetten sonraki en önemli mimarı Ertem ŞENER...
Maç sırasında öyle cümleler kullandı ki stres sıkıntı kalmadı valla:)
Sıralıyorum birkaçını;
* Tello'nun attığı bu gol Foster'ın rüyalarıan giren bir gol...
* İçimizin gıdıklandığı an(Fink'in kaçırdığı pozisyon)
* Nefesimizi tutmaktan nefesimiz kalmayacak...
* Bu şut 500 kalori verdirdi bize (Carrick'in auta giden şutu)
* Rüştü... Rüştü... Her yerinden öpüyorum seni...
ve son gecenin bombası galibiyet sözü Old Trafford'ta Kırmızı şeytanlara pabucunu ters giydiriyoruz...
Anlatımın için Teşekkürler Ertem ŞENER

Şaytanı taşladık


Öncelikle birkaç özrüm var onları dillendireyim.
* Beşiktaş'a bu kadar güvenmediğimden takıma ve teknik kadrodan
* Reflekslerin zayıflamış dediğim Rüştü'den
* Bu sene bu adamdan bir halt olmaz dediğim Tello'dan özür diliyorum.
***
Şimdi rahat rahat maçla ilgili birşeyler yazayım.
Bir çok blog yazarı belki ManU'nun yedek kadrosona bile Beşiktaş'ın mahkum oynadığını ve şansa kazandığını söyleyecektir.Doğrudur fakaat karşındaki takım ManU ve Sir Alex Ferguson.
Yıllar önce Fenerbahçe'nin Tuncay'ın attığı 3 golle 3-0 kazandığı maçta da yedek ağırlıklı kadro ile çıkmış ve o kadro bundan 1-2 sene öncesinin kemik kadrosunu oluşturmaktaydı.
Zaten genç oyuncu hocasına kendini ispat etme derdinde olacaktır.Onun içinde aslında daha zor bir maçtı.
Tello'nun ceza sahasına 5-6 metre uzaklıktan vurduğu şut hafif defanstaki oyuncunun kafasından sekmesi uzak köşeye gitmesiyle GOOOLL diye fırladık ayağa.İlk yarının son dakikalarında Fink'in kaçırdığı pozisyon gol olsa 2'yi bulup rahat bir nefes alacaktık olmadı.
Maçın son anlarındaki Rüstü'nün refleksleri bize imkansız bir zaferin habercisi oldu.Bitti denilen Avrupa masalı tekrar canlandı.Şimdi kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz.CSKA'yı 1-0 veya iki farklı kazanarak yenip Avrupa Ligi'ne katılma hakkı kazanacağız.

Çarşamba, Kasım 25

Şampiyonlar Ligi...


Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi karnesi diğer takımlara göre zayıf.Bunda çok uzun aralıklarla şampiyon olması da sebep.
Bu akşam da bir Şampiyonlar Ligi maçı rakip İngiliz ManU olunca korkmuyor değil insan.Her ne kadar Chelsea'yı Stamford Bridge'de 2-0 yenmiş olsakta,2007'deki 8-0'lık Liverpool hezimeti sonunda içimizdeki İngilizlerin diline düşüp alay konusu olmuştuk.
ManU bu akşam yedek ağırlıklı bir kadro ile çıkacağı söyleniyor.Bu haberi duyunca "iyi bari fark yemeyiz" cümlesi döküldü ağzımdan.
Beşiktaş'ın defans hattı ve önlerindeki Ernst-Fink ikilisi ne kadar sağlam oynarsa o kadar az yeriz.Bu maç için pek fazla umutlu olmamamla beraber bir Beşiktaşlı olarak bu maçtan 3 puan beklemiyorum.Benim için önemli olan maç Wolfsburg-CSKA maçı o maçta Wolfsburg'un kazanması gerekir yoksa rüya erken biter ve evimize döneriz.

Pazar, Kasım 22

4,5 yıllık saltanat bitti...


Geç oldu ama derbiyi yazmak istedim.Maçı seyredemedim,şimdi 20 dakikalık özetini seyrettim.İki takımda kontrollü başlamış ama sanki deplasman takımı Beşiktaş.Büyük(!) Mustafa öyle buyurmuş.Neyse bence iyi olmuş çünkü Fenerbahçe'ye oynayarak değil F.Baçe'yi oynatmayarak yenmek daha mantıklı belki.Maç çok kaliteli bir maç değildi derbi değilde sanki iki orta sıralardaki Anadolu takımının iddiasız maçı gibiydi.Ortasahası sağlam duran maçı kazanacaktı.Maç başlarında ibre Fenerbahçe'den yanaydı fakat Emre'nin sakatlanmasıyla Beşiktaş bir oh çekti.Bu dakikadan sonra "Dağ" gibi olan Saçsız kral Ernst ortasahada "Fink" attı.Buna karşılık Baroni ve Alex bu sağlamlık karşısında eridiler.Kazım'a top geçiremediler.geri gelen Kazım daha fazla koşarak yoruldu ve ileri bölgede fayda sağlayamadı bunu sonucunda da sinirlerine hakim olamayıp kızardı.

(...)


"Söyle bize İbrahim dün gece ne içtin sen"

10 senedir Beşiktaş'ta sol beki kimselere vermeyen Deli İbrahim dün gece Fenerbahçe'nin sağ kanadını 4 şeritli otoban yaptı.İlginç olan ileri çıkmasına rağmen oradan Fenerbahçe atak bile geliştiremedi.


Daum gençlere önem vermiyor.

Diyeceksiniz ki "sanki Denizli veriyor." O da vermiyor.Emre sakatlanıp çıkmış yerine kimi alırsın Türkiye'yi çok seven fakat bildiği halde tek kelime Türkçe konuşmayan adam.Ben bir Beşiktaşlı olarak Emre çıkarken Özer'in girmesini bekledim Vederson girdi ve bence Fener'in sonu oldu.

Neyse bir derbi daha bitti.Beşiktaş 4,5 yıl sonra Fenerbahçe'yi yendi.Maç saati İnönü'deydim girmedim çünkü maçla ilgili en ufak bir umudum yoktu.Kazanılmasına sevindim.


Bu yazıyı girerken Galatasaray maçı bitti.Harry Kewell ile 1-0 öne gen GS, 83' te Simpson'dan gelen golle 1-1 berabere kaldı.Çokta iyi oldu.


Yeni yine yeniden söylüyorum bıkmayacağım hep söyleyceğim;

"YETER YILDIRIM DEMİRÖREN YETER"

Çarşamba, Kasım 18

Ara beni...


Haftasonu oynanacak derbinin bilet fiyatları 75 ile 650 tl arasıymış.Ohaaa!!

Stada girişte tek tek kimliğe bakılıp alınacakmış kimliği olmayan giremeyecekmiş.Yuhh!!

Valla ne diyeyim Sayın(!) Demirören gece gece hiç güleceğim yoktu.


Çarşamba, Kasım 4

Git...

Beşiktaş 0-3 Wolfsburg
Fink,Ferrari,Sivok,Hakan ve biraz da Japon harikası som altından Tabata
Gerisi mi at çöpe gitsin hiç bir işe yaramaz.Niye mi "RUH" yok.
Taraftar artık sertleşmeye başladı.Artık yeter Demirören git.Sende kurtul bizde kurtulalım.
Şampiyonlar Ligi rüyası bitti sayılır bundan sonraki iki maç formaliteden olur.Manchester'dan 1 puan CSKA'yı yenersek UEFA'ya gideriz.Çok zor olduğu kesin.

Perşembe, Ekim 22

1 puan

Bu akşam ilkyarı dejavu üstüne dejavu yaşadım.Adamlar 45dk. boyunda bizim sağ kanadımızdan abartmıyorum 25 tane orta yaptılar neden Orta sahada ki Ekrem ve defansın sağındaki İbrahim Kaş yüzünden Allah korudu da Dzeko bu akşam gününde değildi yoksa ilk yarı 5'lerdi Wolfsburg bizi.İkinci yarı 15 dk boyunca Rüştü'nün bir oraya bir buraya hoplamasını seyrettim.Grafitte atıldıktan sonra Wolfsburg geri çekildi ama biz ileri gitmedik.Fink çıktı Serdar beklerken Uğur girdi,Tello çıktı som altın olan Japon asıllı Brezilyalı Tabata girdi sonuçta son 15 dk da rakip 10 kişiyken bir gol sıkışırdı araya ama olmadı sağlık olsun deplasmanda 1 puan iyidir daha da önemlisi İkincilik için yarıştığın rakibinden hemde kendi sahasında.
Yarın ki Galatasaray ve Fenerbahçe'ye UEFA'da başarılar dilerim.İnşallah içerde dışarda alırız maçları.

Namağlup Şampiyonluk

campione imbattuto

Bir eski zaman hikayesidir. Mahallenin güzel abilerinin kurup sahip çıktığı takım amatör kümede oynar. Sahalar toprak, çoğunlukla çamurdu...