Perşembe, Şubat 17
Arsenal - Barcelona ( 2-1 )
Maçı Arsenal 2-1 kazandı. Kazanmasından ziyade benim değinmek istediğim bir konu var.
Arsenal ve Barcelona arasındaki benzerlikler ve farklar..
Barcelona bir alt yapı takımıdır. Takımında oynatacağı adamları alt yapısından yetiştirir. Alt yapısından itibaren bir kültür aşılamaya başlar.
Xavi, İniesta, Messi, Valdes, Basquets, Pedro ve alt yapıdan transfer olmuş da olsa Pique. Bunlar Barcelonanın alt yapısından çıkıp da Arsenal maçında oynayan futbolcular. Yedi futbolcusunu alt yapıdan taşımış Barcelona. Bu çok büyük bir avantaj. Çünkü hepsine öğretilen aynı şey. Barcelona alt yapısında yetenek değil sistem öğretilir. Bu yüzden alt yapıdan gelen hiç bir oyuncu zorluk çekmez. Bir uyum dönemi yaşamaz.
Bu eğitimi sahanın her yerinde görmek mümkün. Sahanın her yerinde üçgen oluşturup Xavi'nin deyimiyle rondo yapabiliyorlar. Top rakipteyken de topun olduğu alanda sistemli olarak çoğalabiliyorlar. Bu sayede takım savunmasında sorun yaşamıyorlar.
Arsenal de benzer bir yapıda bir takım. Tek bir farkla..
Barcelona'nın altyapıdan yetiştirdiği oyuncuları Arsenal gelişme dönemlerinde bir araya topluyor.
Şuan Arsenal'in karakteristik yapısı gibi bir hal aldı bu durum. 16 ila 20 yaşları arasındaki yetenekli adamları toplayıp bir oyun karakteri kazandırmaya çalışıyorlar. Barcelona'nın sistemine benziyor. Ama işleri Barcelona'ya göre daha zor. Çünkü Barcelona'nın sistemi artık tamamen kulüp ile bütünleşmiş durumda.
Bir kaç sene önceki Arsenal ile bugünkü Arsenal arasında oyuncu bazında pek bir fark göremezsiniz. Çünkü uzun süredir aynı takımla, takıma takviye yaparak oynuyorlar. Bunun yararını ileride mutlaka görecekler. Ama bu zaman isteyen bir durum. İşte bu tam Barcelona'nın altyapı ile A takım arasındaki durum. Barcelona altyapısının edindiği misyon tam olarak bu. Altyapı oyuncularının A takıma adaptasyonunu uyum süreci yaşatmadan gerçekleştirmek. Bunun için sistem farklılığı olmaması gerekiyor. İşte bu yüzden Barcelona bir kültürdür. Altyapıda ne oynanıyor ise A takımda da o oynanır. İşte Barcelona ile Arsenal'in temel farkı budur. Bu farkı ortadan kaldırmak için Arsenal'in takım kurgusunu bir kaç sene daha bozmaması gerekir. Ben Gunners'in Barcelona seviyesine ulaşacak bir takım olacağını düşünüyorum.
Arsenal oyuncuları geçen seneye göre olgunlar. Ve Barcelona'yı Camp Nou'da yenecek kadar olgun olup olmadıklarını da dünyaya gösterme fırsatı yakaladılar. Hep birlikte bekleyip göreceğiz.
***
Arsenal'den iki oyuncuya ayrı parantez açmak istiyorum.
Önce beğenmediğimden başlayayım.
Theo Walcott..
Yıllardır gelişmekte olan, patlama yapacağı beklenen bir futbolcu. Her gün üzerine bir şeyler koyması gerekiyor. Fakat bence yerinde sayıyor. İlk adı anılmaya başlandığın da ne ise bugün de ondan fazlası değil. Kendini geliştirmesi gerekiyor.
Jack Wilshere..
1992 doğumlu. O sahadayken sanki Paul Scholes'u görüyorsunuz.
Yaşına rağmen topu ayağına aldığında rahatlatıyor arkadaşlarını. Topla beraber ileri kat edişleri harika. Çok büyük futbolcu olacağının sinyallerini veriyor daha şimdiden. O kendini bu şekilde geliştirmeye devam ederse bundan 10 sene sonra ne Paul Scholes ne de Xavi anılır.
Çarşamba, Şubat 16
Taurasi Skandalı
Hepimizin hatırlayacağı üzre Fenerbahçe bayan basketbol takımı oyuncusu Diana Taurasi'nin doping yaptığı gerekçesiyle tedbir kararı verilmiş, gelişmeler üzerine ise Fenerbahçe ile sözleşmesi fesh edilmişti.
Şimdi ise işler tersine döndü. Taurasi'den alınan numunelerin sonuçlarının yanlış olduğu belirlendi. Cezasının kalkması söz konusu. Fakat Fenerbahçe, Taurasi'nin sözleşmesini fesh ederek yerine yabancı oyuncu getirdi. Yabancı kontenjanı dolu.
Dünyanın en iyi bayan basketbolcusu olarak adledilen Diana Taurasi'nin yokluğunda devam ediyor Fenerbahçe Avrupa Kupası maçlarına. Aleni şekilde bir adaletsizlik olduğu ortada. Merak edilen kısım ise Federasyonun ne gibi bir karar alacağı.
Fenerbahçe'ye yabancı kontenjanı hususunda taviz vermeleri durumunda diğer takımların hakkı yenecek, verilmediği durumda Fenerbahçe'nin aleni bir şekilde hakkı yenmiş olacak. Kısacası bir skandal başka bir skandal kararla örtbas edilecek. Sonuç olarak Türkiye Bayan basketbolu bir kaos ortamından başka kaos ortamına sürüklenecek.
Sürpriz !
Dün akşam öyle oturup diğer blog yazılarını okurken bir fikir geldi aklıma. Böyle ampül yanardı ya çizgi filmlerde, o şekilde bir fikir. Hemen sağa sola öneride bulundum. Aldığım tepkiler olumluydu ve yapmaya karar verdim.
Yapmayı planladığım şey benim adıma bir ilk olacak. Bu blog için de bir ilk olacak tabi ki.
Heyecan içerisindeyim o yüzden.
Bugün heyecanla sürprizim içim atağa kalktım. Fakat çabalarım şuan için sonuçsuz kaldı. Muhattap olarak düşündüğüm kişiye ulaşamadım. Ama çok sürmez ulaşmam.
Siz değerli okurlarımızın da hoşuna gideceğini umuyorum. O yüzden kısık ateşte bekletiyorum şuan.
Hafiften kokusunu salayım dedim.
Güzel bir sürpriz olacak. Bekleyin..
Salı, Şubat 15
Beşiktaş - Fenerbahçe
Şimdiye kadar elimden geldiği kadar derbi maçlarına değinmeye çalıştım.
Yine önümüzde bir derbi maçı var.
Beşiktaş JK - Fenerbahçe..
Maç 20 Şubat 2011 tarihinde İnönü stadyumunda oynanacak.
İki takım bugüne dek 325 maçta karşı karşıya gelmiş. Bu maçlardan 118'ini Beşiktaş JK, Fenerbahçe ise 122 maçı kazanmıştır. 85 müsabakada ise son düdük beraberliğe çalınmış.
Beşiktaş bu sene efsane denecek bir kadroya sahip. Sezon başında yapılan transferler devre arası transferleri ile harmanlandı. Guti'nin oyuna etkisi çok güzel. Kanatlardan Quaresma ve Simao ile yapılan hücumlar çok tehlike yaratıyor. İleri uçta ise gidişiyle Werder Bremen'i gol yollarında sıkıntıya sokan Hugo Almeida var.
Orta alandan ilerisi ile komplike bir takım Beşiktaş. Ama orta alandan gerisi de bir o kadar kötü.
Fenerbahçe ise skor üstünlüğünü elde ettiği andan itibaren oyunu soğutan bir takım hüviyetinde.
Tam saha pres ile başlıyorlar. Rakibi bunaltıyorlar. Golü atıp geriye yaslanıyorlar. Bir çok maçın son dakikalarında sıkıntı yaşıyorlar. Çünkü geri yaslanmaları rakibin özgüvenini arttırıyor.
Kayserispor karşısında ilk 20 dakika çok iyi mücadele ettiler. Skor üstünlüğünü yakaladıktan sonra geri yaslandılar. Ara ara tempoyu yükseltseler de yeterli düzeyde değillerdi.
Sonuç olarak derbi maçların öncesi ya da sonrası yoktur. O günkü psikoloji en önemli etkendir. Bu yüzden de her zaman üç sonuca açık maçlardır. Ben maçın çok hareketli bir maç olacağını düşünmüyorum. Schuster ligimizi küçümsüyor. Bu yüzden yeteri kadar hazırlanmayacağını düşünüyorum. Aykut Kocaman da savunma önlemleri alacaktır. Bu yüzden maçın orta saha maçı olacağı kanısındayım.
En Farklı Skorlar:
| Beşiktaş 0-5 Fenerbahçe ( 1930 İL ) Beşiktaş 7-1 Fenerbahçe ( 1941 Dörtler K ) Beşiktaş 0-7 Fenerbahçe (1958 ÖM ) Aralarında ki 5 maç hükmen galibiyetle sonuçlanmıştır. Bu hükmen galibiyetlerin 3 tanesi Fenerbahçe lehine iken 2 tanesi Beşiktaş lehinedir. |
| Aralarında ki en gollü maç ise 11 Ağustos 1974 tarihinde TSYD kupasında oynanmıştır ve Beşiktaş maçı 5-4 kazanmıştır. Bakalım bu maçı kim, hangi skorla galip kapatacak. Ya da berabere biterse nasıl bir sonuç çıkacak ortaya. Bekleyip göreceğiz 22. haftanın sonunda. |
Pazartesi, Şubat 14
Alt Yapı
Takımların gelişmesi. Alt yapıdan oyuncu çıkartabilmek..
Bir Real Madrid'li olarak Barcelona'yı övebilmek.
Geçtiğimiz günlerde Barış Gerçeker blogunda Xavi'nin röportajına rastladım. Okuması gerçekten çok keyifliydi. Bu röportajı okurken bir hafta öncesinde Düvenciler Lisesispor maçı için gittiğim, gördüğüm, hayran kaldığım Bucaspor tesislerini düşündüm. Tabi ki Barcelona düzeyinde değildir Buca genç akademisi ama yine de çok beğenmiştim.
Röportajın bazı kısımları beni yıllar öncesine götürdü. Sanıyorum bu konuyu ele almıştım daha önce. Özetle futbolcuların mental olarak gelişebilmesi/geliştirilebilmesini konu edinen bir yazıydı.
Hocam Müjdat Eraslan'ın bizlere öğretmeye çalıştığı şeylerden fazlaca bahsetmişti Xavi. Zaten saygı ve sevgimin sonsuz olduğu hocama saygım ve sevgim katlandı bu röportajla birlikte.
Bakınız Xavi ne diyor..
Top sana geliyor. Düşün.. Topu kontrol et. Düşün.. Yarım dokunuş.. Başını kaldır, pas atacağın yere karar ver. En uygun yeri seç ve pasını at.. Ardından nerede olman gerektiğini düşün, pozisyonun içinde kal..
Yani; daha top ayağına gelirken pası atacağın yeri aramaya başla. Aklını kullan ve topa hükmet.
Yıllar önce ilk antremanıma gittiğimde futbol nedir adlı bir kompozisyon ödevi almıştım. Zaman içerisinde taktik antremanından daha çok mental olarak hazırlamaya çalıştı hocam. Bir birey olarak futbolun inceliklerini kazandırmayı amaç edindi kendisine. Yıllar geçtikçe Xavi gibi bir futbolcudan, bize öğretilenlerin tasdik edilmesi gurur verici.
Şimdi gelelim Lüleburgazspor'a..
Biz genç takımlarda oynarken seçilmiş Lüleburgazspor alt yapısına karşı galibiyetler alıyorduk. Minikler derecesinde katıldığımız üç turnuvadan da derece almayı başarmıştık. Fakat takımımızın alt yapı oluşturacak gücü yoktu. Haliyle bir zaman sonra dağıldık. Bazılarımı Lüleburgazspor alt yapısından devam etti, bazılarımız okul hayatına öncelik vererek futbol hayatını noktalandırdı. Ben noktalandıranlar arasında oldum. İlerleyen zamanlar ise Lüleburgazspor alt yapısının içler acısı halini ortaya koydu. Giden arkadaşlar önce amatör takımlara kaydı. Sonra da futbol hayatlarını noktalandırmak zorunda kaldılar. Harcanan bir çok yetenek oldu.
Harcanan yeteneklerin sorumlusu Lüleburgazspor yöneticileri ve alt yapı hocalarıdır nazarımda. Çünkü amaç günlük başarılar oldu. Alt yapı derecelerinde bile eğitmekten daha önemliydi kazanmak Lüleburgazspor için. Aradan geçen yılların sonunda ortaya çıkan gerçek içler acısı. Lüleburgazsporun antreman sahası yok, genç takımlarından oyuncu gelmiyor.
Futbol en nihayetinde bir oyundur. 4-4-2, 4-5-1, 3-5-2, 4-3-3 bu oyunun en kolay öğrenilecek kurallarıdır. Bunları öğrenmek en kolay iştir. Taktik diziliş ne olursa olsun sahada durman gereken yeri sen belirlersin. Topu oyuna taktik dizilişe göre değil yakaladığın boşluklara göre sokarsın. Yani öğretilebilecek en kolay iş 4-3-3 ya da herhangi bir taktiği nasıl sahaya yayacağındır. Bu yüzden bir genç akademisi ve nitelikli eğitim şart.
Bu oluşumu sağlamak için geç mi ?
Değil..
Hiç bir zaman geç değildir. Sadece bir zaman dilimini çöpe atmak zorundasın.
Bir sene transfer yapma. Bina yap..
Alt yapıya dışarıdan oyuncu getireceksen konaklamalarını sağlamak zorundasın.
Burada çöpe atacağın zaman dilimi 10 yıl olur, 15 yıl olur. Fakat sen nitelikli sporcu çıkarmaya başladığında yükselişe geçersin. Bakınız bir zamanların Çanakkale Dardanel'ine, Bucaspor'a. Trabzon'un süper ligde başarılı olmasının tek sebebi büyük bir futbol şehri olması değil. Keza Bursaspor'un da, Antalyaspor'un da..
Hiç değilse Barcelona gibi bir rol model var önünüzde. Şuan dünyanın en başarılı kulübü.. Hiç olmazsa onlardan feyz alın ve alt yapıya önem verin. Bundan 10 sene sonra herkes dua etsin sizlere..
Benim oynarken antremanlarda en çok zevk aldığım çalışma 5'e 2'lerdi. Bu bağlamda Xavi'nin bunla ilgili söyledikleri ile tamamlayayım yazımı..
"Bazı gençlik akademileri kazanmayı umursar, biz eğitimi umursarız. Kafasını kaldırıp pası ilk seferinde gönderen bir çocuk görürsün, bom, ve düşünürsün 'Evet, bu çocuk olur." Onu getir, eğitelim. Bizim modelimiz [Johan] Cruyff tarafından yerleştirildi, bu bir Ajax modelidir. Bu hep rondolarla [5'e 2, ortada sıçan] alakalıdır. Rondo, rondo, rondo. Her-bir-gün. Olup olabilecek en iyi idmandır. Sorumluluğu öğrenirsin ve topu kaybetmemeyi. Topu kaybedersen ortaya geçersin. Bom, bom, bom, bom, hep tek pas. Ortaya geçersen bu küçük düşürücüdür, diğerleri seni alkışlar ve sana gülerler."
* Xavi'den yapılan alıntılar Barış Gerçekler (http://cizgiden-cikaran.blogspot.com) 'den alıntıdır.
Bir Real Madrid'li olarak Barcelona'yı övebilmek.
Geçtiğimiz günlerde Barış Gerçeker blogunda Xavi'nin röportajına rastladım. Okuması gerçekten çok keyifliydi. Bu röportajı okurken bir hafta öncesinde Düvenciler Lisesispor maçı için gittiğim, gördüğüm, hayran kaldığım Bucaspor tesislerini düşündüm. Tabi ki Barcelona düzeyinde değildir Buca genç akademisi ama yine de çok beğenmiştim.
Röportajın bazı kısımları beni yıllar öncesine götürdü. Sanıyorum bu konuyu ele almıştım daha önce. Özetle futbolcuların mental olarak gelişebilmesi/geliştirilebilmesini konu edinen bir yazıydı.
Hocam Müjdat Eraslan'ın bizlere öğretmeye çalıştığı şeylerden fazlaca bahsetmişti Xavi. Zaten saygı ve sevgimin sonsuz olduğu hocama saygım ve sevgim katlandı bu röportajla birlikte.
Bakınız Xavi ne diyor..
Top sana geliyor. Düşün.. Topu kontrol et. Düşün.. Yarım dokunuş.. Başını kaldır, pas atacağın yere karar ver. En uygun yeri seç ve pasını at.. Ardından nerede olman gerektiğini düşün, pozisyonun içinde kal..
Yani; daha top ayağına gelirken pası atacağın yeri aramaya başla. Aklını kullan ve topa hükmet.
Yıllar önce ilk antremanıma gittiğimde futbol nedir adlı bir kompozisyon ödevi almıştım. Zaman içerisinde taktik antremanından daha çok mental olarak hazırlamaya çalıştı hocam. Bir birey olarak futbolun inceliklerini kazandırmayı amaç edindi kendisine. Yıllar geçtikçe Xavi gibi bir futbolcudan, bize öğretilenlerin tasdik edilmesi gurur verici.
Şimdi gelelim Lüleburgazspor'a..
Biz genç takımlarda oynarken seçilmiş Lüleburgazspor alt yapısına karşı galibiyetler alıyorduk. Minikler derecesinde katıldığımız üç turnuvadan da derece almayı başarmıştık. Fakat takımımızın alt yapı oluşturacak gücü yoktu. Haliyle bir zaman sonra dağıldık. Bazılarımı Lüleburgazspor alt yapısından devam etti, bazılarımız okul hayatına öncelik vererek futbol hayatını noktalandırdı. Ben noktalandıranlar arasında oldum. İlerleyen zamanlar ise Lüleburgazspor alt yapısının içler acısı halini ortaya koydu. Giden arkadaşlar önce amatör takımlara kaydı. Sonra da futbol hayatlarını noktalandırmak zorunda kaldılar. Harcanan bir çok yetenek oldu.
Harcanan yeteneklerin sorumlusu Lüleburgazspor yöneticileri ve alt yapı hocalarıdır nazarımda. Çünkü amaç günlük başarılar oldu. Alt yapı derecelerinde bile eğitmekten daha önemliydi kazanmak Lüleburgazspor için. Aradan geçen yılların sonunda ortaya çıkan gerçek içler acısı. Lüleburgazsporun antreman sahası yok, genç takımlarından oyuncu gelmiyor.
Futbol en nihayetinde bir oyundur. 4-4-2, 4-5-1, 3-5-2, 4-3-3 bu oyunun en kolay öğrenilecek kurallarıdır. Bunları öğrenmek en kolay iştir. Taktik diziliş ne olursa olsun sahada durman gereken yeri sen belirlersin. Topu oyuna taktik dizilişe göre değil yakaladığın boşluklara göre sokarsın. Yani öğretilebilecek en kolay iş 4-3-3 ya da herhangi bir taktiği nasıl sahaya yayacağındır. Bu yüzden bir genç akademisi ve nitelikli eğitim şart.
Bu oluşumu sağlamak için geç mi ?
Değil..
Hiç bir zaman geç değildir. Sadece bir zaman dilimini çöpe atmak zorundasın.
Bir sene transfer yapma. Bina yap..
Alt yapıya dışarıdan oyuncu getireceksen konaklamalarını sağlamak zorundasın.
Burada çöpe atacağın zaman dilimi 10 yıl olur, 15 yıl olur. Fakat sen nitelikli sporcu çıkarmaya başladığında yükselişe geçersin. Bakınız bir zamanların Çanakkale Dardanel'ine, Bucaspor'a. Trabzon'un süper ligde başarılı olmasının tek sebebi büyük bir futbol şehri olması değil. Keza Bursaspor'un da, Antalyaspor'un da..
Hiç değilse Barcelona gibi bir rol model var önünüzde. Şuan dünyanın en başarılı kulübü.. Hiç olmazsa onlardan feyz alın ve alt yapıya önem verin. Bundan 10 sene sonra herkes dua etsin sizlere..
Benim oynarken antremanlarda en çok zevk aldığım çalışma 5'e 2'lerdi. Bu bağlamda Xavi'nin bunla ilgili söyledikleri ile tamamlayayım yazımı..
"Bazı gençlik akademileri kazanmayı umursar, biz eğitimi umursarız. Kafasını kaldırıp pası ilk seferinde gönderen bir çocuk görürsün, bom, ve düşünürsün 'Evet, bu çocuk olur." Onu getir, eğitelim. Bizim modelimiz [Johan] Cruyff tarafından yerleştirildi, bu bir Ajax modelidir. Bu hep rondolarla [5'e 2, ortada sıçan] alakalıdır. Rondo, rondo, rondo. Her-bir-gün. Olup olabilecek en iyi idmandır. Sorumluluğu öğrenirsin ve topu kaybetmemeyi. Topu kaybedersen ortaya geçersin. Bom, bom, bom, bom, hep tek pas. Ortaya geçersen bu küçük düşürücüdür, diğerleri seni alkışlar ve sana gülerler."
* Xavi'den yapılan alıntılar Barış Gerçekler (http://cizgiden-cikaran.blogspot.com) 'den alıntıdır.
Pazar, Şubat 13
Lüleburgazspor 1-0 Ünyespor
Uzun zaman sonra Lüleburgazspor'un maçını izleme fırsatı yakaladım. Takım hakkındaki bir kaç görüşümü bloga aktarmaya karar verdim.
Öncelikle belirtmek istiyorum ki oyunu karşı sahaya yıkabilen bir Lüleburgazspor yoktu sahada. Bunun yanında alan daraltmaları iyi yapabilen, orta sahayı hızlı geçen bir takım hüviyetindeydi. Fakat rakip ceza sahasının üzerinde eriyip gitti ataklar. Diziliş daha çok savunmayı düşünen mantelitedeydi.
Yeni transferlerde Gökhan Güney (10 numara) pasif santrafor olarak çok yararlı bir futbolcu olabilir. Ama tek dizilişte yararlı olabilir, o da 4-3-3.. Fiziği çok güçlü değil, topla süratli değil ama boş koşuları çok iyiydi. Onun boş koşuları sayesinde takım bir kaç pozisyon yakaladı. İlk yarıda Mehmet Ali'nin (11 numara) yakaladığı pozisyon Gökhan'ın boş koşusu sayesinde oldu. Defansın dengesini fazlasıyla bozdu. Skoru arttırabilirdik fakat Gökhan'ın etrafında oynayan oyuncuların bitiricilikleri o kadar iyi değildi.
Ahmet hocanın taktik planında orta sahanın kalabalık olması hedeflendi sanıyorum. Orta sahada iyi alan daralttı takım. Cabir top kontrolü konusunda biraz daha başarılı olsa Ünyespor'a top göstermezdik. Yine de takım orta sahada mücadeleyi kazanarak Ünyespor'a üstünlük sağlamayı başardı. Bu yüzden defans kurgusu ve kale için tam anlamıyla değerlendirme yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Özellikle kaleci için..
Defansta Menderes sene başından bu yana bizdeymiş. Sakatlığı nedeniyle takımda yer alamıyormuş. Nazarımda bugün sahanın en iyisiydi. Beşiktaş alt yapısından kiralık olarak Lüleburgazspor'a gelmiş. 5 numaralı formasıyla sahadaydı bugün. Her topa çıkışı sağlamdı. Tek hamlelik bir savunmacı değil. Hamleyi yapıyor olmuyor, dönüyor bir daha hamle yapıyor, bir daha, bir daha.. Ta ki topu ele geçirene kadar. Öte yandan fiziği çok güçlü. Bakıyosun çocuk Cristiano Ronaldo gibi, forma üzerinde yırtılacak. Umarım takımda tutmayı başarırlar bu çocuğu. Gelecek vaad ediyor.
Taraftarla aşik atan futbolcuyu sevmem. Görmedim ama söylenenlere göre yönetimi ve takımı protesto edenlere küfür etmiş Yusuf Abdioğlu (4 numara). Yazacak birşey yok hakkında.
Genel anlamda takıma bakacak olursak bana tersti oyun mantalitesi. Ben daha çok paslı oyunları seviyorum. Topla oynayan takımları seviyorum. Orta sahada o kadar iyi organizasyonlar yapamadılar. Daha çok ileriye uzun toplar denedi takım. Gökhan indirdi, Mehmet Ali ve Emre Atalı (9 numara) defansın arkasına sarkmaya çalıştılar. Zaten gol de Emre'nin sağ çaprazdan kale içine girmesiyle, biraz şans yoluyla oldu. Maçın daha başında belliydi böyle olacağı. Golü bulan karambolde bulur ve o golle maçı kazanır demiştim. Nitekim de böyle oldu. Artık önümüzde ki maçlara bakacağız.
Bu arada kızlarımız maçı 4-3 kaybettiler bugün. 2 kırmızı kart görmüşler ve pek de iyi ağırlanmamışlar. Oysa yönetimimiz burada Adanalı yöneticileri iyi ağırlamıştı. Neyse sağlık olsun. Fakat kızlarımız unutmasınlar, biz Lüleburgaz aşıkları olarak, kentimiz için terinin son damlasını dahi formasına akıtan herkesin arkasındayız. Mücadelelerinin farkındayız ve arkasındayız. Her zaman da sizinle olacağız! Kalpler Adana'da Hak Edenin Yanında !
Öncelikle belirtmek istiyorum ki oyunu karşı sahaya yıkabilen bir Lüleburgazspor yoktu sahada. Bunun yanında alan daraltmaları iyi yapabilen, orta sahayı hızlı geçen bir takım hüviyetindeydi. Fakat rakip ceza sahasının üzerinde eriyip gitti ataklar. Diziliş daha çok savunmayı düşünen mantelitedeydi.
Yeni transferlerde Gökhan Güney (10 numara) pasif santrafor olarak çok yararlı bir futbolcu olabilir. Ama tek dizilişte yararlı olabilir, o da 4-3-3.. Fiziği çok güçlü değil, topla süratli değil ama boş koşuları çok iyiydi. Onun boş koşuları sayesinde takım bir kaç pozisyon yakaladı. İlk yarıda Mehmet Ali'nin (11 numara) yakaladığı pozisyon Gökhan'ın boş koşusu sayesinde oldu. Defansın dengesini fazlasıyla bozdu. Skoru arttırabilirdik fakat Gökhan'ın etrafında oynayan oyuncuların bitiricilikleri o kadar iyi değildi.
Ahmet hocanın taktik planında orta sahanın kalabalık olması hedeflendi sanıyorum. Orta sahada iyi alan daralttı takım. Cabir top kontrolü konusunda biraz daha başarılı olsa Ünyespor'a top göstermezdik. Yine de takım orta sahada mücadeleyi kazanarak Ünyespor'a üstünlük sağlamayı başardı. Bu yüzden defans kurgusu ve kale için tam anlamıyla değerlendirme yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Özellikle kaleci için..
Defansta Menderes sene başından bu yana bizdeymiş. Sakatlığı nedeniyle takımda yer alamıyormuş. Nazarımda bugün sahanın en iyisiydi. Beşiktaş alt yapısından kiralık olarak Lüleburgazspor'a gelmiş. 5 numaralı formasıyla sahadaydı bugün. Her topa çıkışı sağlamdı. Tek hamlelik bir savunmacı değil. Hamleyi yapıyor olmuyor, dönüyor bir daha hamle yapıyor, bir daha, bir daha.. Ta ki topu ele geçirene kadar. Öte yandan fiziği çok güçlü. Bakıyosun çocuk Cristiano Ronaldo gibi, forma üzerinde yırtılacak. Umarım takımda tutmayı başarırlar bu çocuğu. Gelecek vaad ediyor.
Taraftarla aşik atan futbolcuyu sevmem. Görmedim ama söylenenlere göre yönetimi ve takımı protesto edenlere küfür etmiş Yusuf Abdioğlu (4 numara). Yazacak birşey yok hakkında.
Genel anlamda takıma bakacak olursak bana tersti oyun mantalitesi. Ben daha çok paslı oyunları seviyorum. Topla oynayan takımları seviyorum. Orta sahada o kadar iyi organizasyonlar yapamadılar. Daha çok ileriye uzun toplar denedi takım. Gökhan indirdi, Mehmet Ali ve Emre Atalı (9 numara) defansın arkasına sarkmaya çalıştılar. Zaten gol de Emre'nin sağ çaprazdan kale içine girmesiyle, biraz şans yoluyla oldu. Maçın daha başında belliydi böyle olacağı. Golü bulan karambolde bulur ve o golle maçı kazanır demiştim. Nitekim de böyle oldu. Artık önümüzde ki maçlara bakacağız.
Bu arada kızlarımız maçı 4-3 kaybettiler bugün. 2 kırmızı kart görmüşler ve pek de iyi ağırlanmamışlar. Oysa yönetimimiz burada Adanalı yöneticileri iyi ağırlamıştı. Neyse sağlık olsun. Fakat kızlarımız unutmasınlar, biz Lüleburgaz aşıkları olarak, kentimiz için terinin son damlasını dahi formasına akıtan herkesin arkasındayız. Mücadelelerinin farkındayız ve arkasındayız. Her zaman da sizinle olacağız! Kalpler Adana'da Hak Edenin Yanında !
Cuma, Şubat 11
Lüleburgazspor - Ünyespor Maçı Kırklareli'de !!
İğneyi başkasına çuvaldızı kendine batırmak atasözünden yola çıkarak başlamak istiyorum yazıma. Kuşkusuz Türkiye Futbol Federasyonun yaptığı yanlıştır. Ancak; 1967 senesinde kurulan bir kulübün de bir antreman tesisi edinememesi ayıptır.
Antreman zamanlarında mahvolan saha maçlarla birlikte iyice bataklık alanına dönüşmüş olup, ileri zamanlar için de umut vermemektedir. Burada futbol oynamak sporcu sağlığını tehtit etmektedir. Bu ayıp kulübümüzündür. Yıllarca boy gösterdiği profesyonel liglere rağmen, ülkemizin Avrupa'ya açılan kapısı konumunda olmamıza rağmen -D100 karayolu vasıtasıyla- ve ufak çaplı da olsa bir sanayi bölgesi olmamıza rağmen hala bir antreman tesisine sahip değiliz. Burada ayıp kimindir, orası tartışılır. Yıllarca kulübün başında olup da günlük başarılarla yetinen yöneticilerin mi yoksa yerel yönetimlerin mi ?
Şuan bir çim sahamız var demek doğru değil nazarımda. Çünkü bir toprak sahaya sahibiz. Hatırlarsınız ki iki hafta önce zeminin futbol oynamaya müsait olmaması sebebiyle Lüleburgazspor - Hayatspor mücadelesi ertelenmişti. Geçen iki haftalık sürede saha futbol oynamaya müsait bir toprak saha halini aldı. Bu şartlar altında federasyonun maçı 8 Kasım Stadında oynatması doğru değildi. Bu konuda hepimiz hemfikiriz. Fakat; tribünlerinde 90 dakika küfür yediğimiz bir kulübün sahasına verilmesi de bir o kadar saçma oldu. Bu da iğne kısmı olsun.
Çuvaldızdan devam...
Şimdi efendim.. Yıllarca Trakya içinde takımlar birbirine köstek olmak için yarışmışlardır. Edirnespor süper ligin kapısından dönerken kıskanılmıştır, Lüleburgazspor Türkiye kupasında yükselirken kıskanılmıştır, Çorluspor kimse yokken profesyonel liglerde olduğu için kıskanılmıştır vs vs. Bu kıskançlıklar vesilesi ile takımlar birbirinin ardından kuyu kazmışlardır. Bu sadece kulüplerin çekişmesi değil taraftarların çekişmesi halini de almıştır. Bu çekişmeler kan dökmeye kadar ilerlemiştir. Lüleburgazspor ile Kırklarelispor arasında zamanında insanların yaralandığı maçlar oynanmıştır.
İğne...
Hadi bütün bunları bir kenara koyalım. Kırklarelispor kulüp başkanı sayın Volkan CAN ile yapılan bir röportajda başkan "Lüleburgazspor taraftarının amatör Kırklareli diye bağırması bize hırs yaptırmış ve profesyonel liglere çıkmamıza sebep olmuştur" açıklamasında bulunmuştur. Bu röportaj maçın Kırklareli Atatürk Stadına verilmesine engel teşkil etmiyor mu ? Eğer etmiyorsa ki etmediği maçın verilmesinden çok net görülüyor, yeni çıkacak sporda şiddet yasasına örnek olarak gösterilebilecek olaylar mı aranmaktadır ?
Futbolun ülkemizde edindiği misyonlardan bir tanesi de insanları sporun centilmenlik çatısı altında birleştirmek değil midir ? Eğer öyleyse bu maçı Kırklareli'de oynatmak hangi akla mantığa hizmet eder ?
İğne...
Son zamanlarda her yere stat sözleri verilmeye başlandı. Bursa'ya, Antalya'ya, Afyon'a, Trabzon'a, Manisa'ya, Kayseri'ye 2. stat vs vs.. Şimdiye kadar dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama medyada adı geçen şehirler arasında Trakya'dan bir şehir yok. Trakya takımlarının oynadığı sahalar çamur deryası iken, tribün kapasiteleri 1500-5300 arasında değişirken Trakya'dan bir şehir yok. Hadi bizim antreman tesisimiz yok, bu bizim ayıbımız. Peki ya statlar kimin ayıbı ?
Kıssadan hisse...
Bu da unutulmuş Trakya'dan bir sitem olsun. Yıllarca bizi unutanları biz de unuttuk. Bizim unuttuklarımızı Türkiye unuttu.
Şimdi gönül rahatlığı ile verin maçı Kırklareli Atatürk'e..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Namağlup Şampiyonluk
campione imbattuto
Bir eski zaman hikayesidir. Mahallenin güzel abilerinin kurup sahip çıktığı takım amatör kümede oynar. Sahalar toprak, çoğunlukla çamurdu...




